ÜVERCİNKA

Yapılacak o kadar iş var ki, öğrenilecek diller, okunacak seyahatnameler, romanlar, makaleler ve gözlem notları, görüşmeler, mülakatlar, düzeltilecek tezler…Sabah gazetelerinde Cumhurbaşkanı’nın Afrika sevdası aklıma düştü. Bu aralarda İran ve Türkiye için rekabet sahası Afrika.. Doğu ülkeleri Afrika’yı yeni keşfediyorlar. Acaba biz de palazlandıkça Batı’nın sömürgecilik dalgasından neler kaldıysa onlara mı talipliyiz? Bilmiyorum ve bu konuda kafam karışık.. Üretmek ve tüketmek arasındaki denge;  bazen çok mantıklı görülen ilişkilerin arkasında hastalıklı patolojiler saklayabiliyorlar. Medeniyet götürmek ve onlara iyilik yapmak durumunun da benzer temayülleri var. Her neyse  lafı uzatmayayım. Afrika’ya bu heyette gidecek yazarlarımızdan birinin köşesinde rastladım bu tanıdık satırlara…Uzunca zamandır çevirmemiştim sayfalarını…İyi ki varsın Cemal Süreyya, gönlüme tercüman oluyorsun….

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

Cemal SÜREYA

Share

Çalışma tatil yap!

Sakın başlığa bakıp, Türk halkı için böyle bir tavsiyede bulunduğum yanılgısına kapılmayın. Bizim için bu slogan her yıl devlet tarafından tatillerin arasındaki iş günleri de tatil edilerek gerçekleştiriliyor. Bir nevi zorunlu tatil yaptığımız bile oluyor. Söz konusu Japonlar olduğunda durum daha da ilginçleşiyor.
Dün gazetede  Japonlar çok çalışıtğına dair bir haber okudum ve sizinle paylaşmak istedim.

Japon hükümeti: Fazla çalışmayın, izin yapın! demiş.

TOKYO – Japonya hükümeti, son dönemlerde milli felakete dönüşen “işkolizm” ile mücadele programını kabul etti.

Aşırı çalışmaya karşı kabul edilen bu programla Japon hükumeti, fazla mesaiyi teşvik etmeyecek ve çalışanların yılda ortalama 8,5 gün yerine kendi hakları olan 18 gün dinlenmesini tavsiye edecek. Ayrıca iki haftalık blok tatiller yapılması da teşvik edilecek. Hedef 2017’ye kadar her çalışanın 18 günlük tatil hakkını kullanması.

İNTİHAR EDEN BİLE VAR
Programın kabul edilmesi yönünde büyük çaba harcayan Sağlık Bakanlığı her yıl yüzlerce kişinin aşırı çalışmaktan dolayı sağlık problemleri yaşadığını açıklıyor. Hatta bunalıma girdiği için, intihar ederek hayatını yitirenler de oluyor. Resmi olmayan kaynaklar ise bu sayının 10 bin civarında olduğunu belirtiyor.

Yerel mahkemeler, 2005-2006 yıllarında, aşırı çalışma yüzünden sağlığını, hatta hayatını kaybeden kişilerle ilgili, tazminat talebiyle açılan 300’den fazla davaya baktı.

Japoncaya 1995 yılında “aşırı çalışmadan kaynaklanan ölüm” anlamına gelen “karoshi” kavramını kazandıran “işkolizm”in tedavisi için çok sayıda özel klinik bulunuyor. Buna rağmen, Japonların büyük çoğunluğu iş sözleşmesinde belirlenen çalışma süresinin üzerinde yılda 100 saatini iş yerinde geçiriyor.

Haberin kaynağına buradan bakabilirsiniz .

Bu ilginç ülke hakkındaki aşağıdaki video’yu da seyretmenizi tavsiye ederim. İyi seyirler…

Japan-The Strange Country (English ver.) from Kenichi on Vimeo.

Share

Hayat böyle bir şeydir


Bir kadın anlatıyor:
Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın
göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı.

Gel gör ki iki yıl nişanlılık
ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir
zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara,
küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği,
başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni
aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da
açıkladım: Boşanmak istiyordum.
Şaşkınlıktan gözleri açılarak ‘niye?’ diye
sordu.
‘Gerçekten belli bir sebebi yok’ dedim, ‘sadece yoruldum.’
Bütün
gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da
artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile
aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonunda
sordu: ‘seni caydırmak için ne yapabilirim?’
Demek ki söyledikleri doğruydu:
insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da
kaybolmuştu.
‘İşte mesele tam da bu’ dedim. ‘Sorunun cevabını kendin bulup
kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim. ‘
‘Diyelim dağın tepesinde
bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp
vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl’olacak. Bunu benim
için yapar mısın?’
Yüzümü dikkatle inceledi ve ‘Sana bunun cevabını yarın
vereceğim’ dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok
olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt
şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not
bırakmıştı.
‘Sevgilim’ diye başlıyordu,
‘O çiçeği senin için koparmazdım’
Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

‘Çünkü her zaman yaptığın gibi
bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde
ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım
var.’

‘Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden
önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım
var.’

‘Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu
kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım
var.’

‘ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu,
karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım
var.’

‘Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can
sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için
ağzıma ihtiyacım var.’

‘Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan
gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını
kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem,
merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde
senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım
var.’

‘Ama seni benden daha fazla seven biri varsa,
evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir
tanem.’

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer
dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
‘Mektubu okuduysan ve kalbin
ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle
kapıda bekliyorum.’
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde
sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyi
biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçe ği uçurumun kenarında
bırakmaya karar verdim..

Bu gerçek aşktı.

İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o
heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya
devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil… Belki sıkıcı, tekdüze, hatta
belki yüzsüz…. Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman
sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat tam da böyle bir şeydir.

Share