Jun 10, 2018 - Blog    No Comments

Ihlamur zamanı

Her insan İstanbul’un başka başka mevsimlerde özel anlarına tutkundur. Elbette benim de bundan başka bayıldığım mevsimleri ve ağaçları var. Özellikle Bahar mevsimi ve Erguvan ağaçları İstanbul’da bir başkadır. Şimdilerde herkes lale mevsimine vurgun olsa da benim için illa da Erguvan zamanı güzeldir ve özeldir. Bir imparatorluk rengiyle bezer bu garip ve gizemli kişiliği. 

Ama iki üç yıldır belki de yaşlanmanın etkisiyle başımı döndüren başka bir ağaç var. Çalıştığım yerin arka bahçesinde beni cazibesine esir eden, kollarına alarak başımın dönmesine müsaade eden ve kokusuyla aklımı başımdan alan bir kokusu var. 

Kimisi onun hayat veren çayıyla sever. Yaz aylarından ziyade kış aylarında bunu ab-ı hayat bilip kıymetini bilir. Bazen sevdiklerine yüz vermeyip on sene boyunca zülüflerini salmadığı da olurmuş. Zor bir aşık anlaşılan. 

Baukis’le ve Philemon’un sonsuz aşkını simgeleyen ağaç.

“Zeus, Olympos Dağı’ndaki seremonilerden sıkıldığında ölümlü bir insan kılığına girip halkın içine karışırmış. Gene böyle bir gün Tanrı Hermes’le beraber Baukis ile Philemon adlı yaşlı bir çiftin oturduğu fukara bir kulübenin kapısını çalmışlar. Bu yoksul karı koca misafirlerini görünce pek sevinmiş, Zeus ile Hermes’i içeri buyur edip ayaklarını yıkamış, yoksulluklarına aldırmadan hazırlayabildikleri en güzel sofrayı hazırlamış, sirkeye benzer şaraplarını misafirlerine ikram etmişler. Bunun üzerine Tanrılar yaşlı karı kocaya:

– “Ey iyi insanlar! Konukseverliğiniz karşılıksız kalmayacak! Dileyin ne dilerseniz.” demiş.

İhtiyarlar aralarında fısıldaştıktan sonra Philemon:

– “Biz bu yaşımıza kadar birlikte yaşadık. Özlemimiz şu ki, birimiz daha önce ölüp ötekini ihtiyar kollarla mezara taşımak acısını çekmesin. İkimiz de aynı anda ölelim” demiş.

İhtiyarların dilekleri kabul edilmiş. Aradan yıllar geçmiş, karı koca daha ne kadar ömürleri varsa yaşamış. Bir gün tapınağın önünde gençlik çağlarını anarlarken, Philemon Baukis’e bakmış ve onun taze ve yeşil yapraklarla titrediğini; Baukis de başını Philemon’a döndürünce onun kollarının dallara dönmekte olduğunu görmüş. İkisinin ayakları artık yere köklenmekte, ağaç kabuğu da gövdelerine bacaklarından yukarı yayılmaktaymış. İki ihtiyar birbiriyle, “Mutlu yaşadık” diye vedalaşmış. Ağaç kabuğu dudaklarını örterken, o sırada oradan geçmekte olan bir yolcu, bir dalın öteki dalla konuşmakta olduğunu sandığı bir ağaç görmüş. “Bana mı öyle geliyor?” diye şaşırıp durakalınca demincek işittiği insan sesinin, ağaçların rüzgârda fısıldayan yaprakları olduğunu anlamış.”

Bazılarınız bu ağır kokulu aşıkları hemen ilk cümleden tanıdılar. Evet Ihlamur.. Yaz aylarının ılık esen rüzgarlarıyla bize başdöndürücü kokularını salan ve aklımızı başımızdan alan aşık ağaç. İnsanlarımızın kışa hazırlıklı olmak için yazdan çiçeklerini topladığı ağaç. 

 

Ben gölgesinde dinlendiğimiz, kokusunda başka fasıllara daldığımız, zaman zaman yazı yazmak için bedeninden faydalandığımız bu ağaçları seviyorum. Eğer fırsatınız varsa, siz de bu günlerde birinin gölgesinde ruhunuzu dinlendirin. 

“Kimse bilmez,
Donmuş ıhlamur dallarında
Üşüttüm özlemimi.
Isıtacak nice sen varken içimde,
Sensizlik baştan aşağı densizlik…”

N.H.

Related posts:

Got anything to say? Go ahead and leave a comment!

*