Sep 23, 2018 - Blog    No Comments

Değişmeyen tek gerçek…

Sizi bilmiyorum, ama ben genelin ve ortalamanın dışına çıkabileceğim hissiyle yaşamıştım. İnsanın isterse genel akışın dışına çıkıp farklı birisi olabileceğine inanmıştım. Halbuki okudukça, yaşadıkça ve düşündükçe bunun çok yorucu bir emek olduğunu ve zannedildiği kadar da pratik bir yaşam biçimi olmadığını ifade etmeliyim. Değişim her zaman düşündüğümüz düzlemde karşımıza çıkmıyor. Değişim her zaman olumlu ve pozitif yönde gerçekleşmiyor. Daha doğrusu her zaman sizin ya da benim istediğim yönde gelmiyor. Değişim rüzgarını yönlendiren kişi sizinle aynı düşünce planına sahip değilse , değişim sizin hayatınızı istediğinizden farklı bir noktaya götürebilir. 

Genel ve temel insan tepkisi işte bu değişime karşı gayet muhafazakar bir biçimde alıştığı hayat çizgisini korumak olacaktır. Alıştığımız düzeni devam ettirmek istemek tabii bir davranış biçimi olabilir ama değişim rüzgarı altında maliyetinin yüksek olacağı muhakkaktır. 

Diyelim ki, vasatlığın hakim olduğu bir düzen olsun. Biz de vasatın üstünde bir yaşam biçimine alışmış olalım. Sizce vasatlıkla mücadele edebilir miyiz? Vasatlığı kendimizden uzakta tutabilir miyiz? Toplumun değişimini yavaşlatabilir miyiz? Ya da sadece kendi özel dairemizi bu vasatlaşmadan uzakta tutabilir miyiz? 

Uzunca düşündükten sonra bunun mümkün olmadığını söyleyebilirim. Hizmet aldığınız yerden tutun da konuştuğumuz konulara kadar vasatlık yavaş yavaş her ortama girmeye başlayacaktır. Ürünlerden size verilen hizmete kadar ya da hizmet edenlerden müşterilere kadar herkes aynı kalitede buluşmaya başlayacaktır. 

Şüphesiz, değişimin rengi herşeyi saracaktır. Direnmek mi yoksa koyup salıvermek mi? Sizin tercihiniz ne?

 

Got anything to say? Go ahead and leave a comment!

*