Posted by TheSaint on Jun 27, 2007 in
Blog
Mehlika Sultan’a âşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı:
Mehlika Sultan’a âşık yedi genç
Kara sevdalı birer âşıktı.
Bir hayâlet gibi dünyâ güzeli
GirdiÄŸinden beri rü’yâlarına;
Hepsi meshûr, o muammâ güzeli
Gittiler görmeye Kaf dağlarına.
Hepsi, sırtında abâ, günlerce
Gittiler içleri hicranla dolu;
Her günün ufkunu sardıkça gece
Dediler: ”Belki son akÅŸamdır bu.”
Bu emel gurbetinin yoktur ucu;
Daima yollar uzar, kalp üzülür:
Ömrü oldukça yürür her yolcu,
Varmadan menzile bir yerde ölür.
Mehlika’nın kara sevdâlıları
Vardılar çıkrığı yok bir kuyuya,
Mehlika’nın kara sevdalıları
Baktılar korkulu gözlerle suya.
Gördüler: ”Aynada bir gizli cihan…
Ufku çepçevre ölüm servileri…”
Sandılar doğdu içinden bir an
O, uzun gözlü, uzun saçlı peri.
Bu hazin yolcuların en küçüğü
Bir zaman baktı o vîran kuyuya.
Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü
Parmağından sıyırıp attı suya.
Su çekilmiÅŸ gibi rü’yâ oldu!..
Erdiler yolculuÄŸun son demine;
Bir hayâl âlemi peydâ oldu.
Göçtüler hep o hayâl âlemine.
Mehlika Sultan’a âşık yedi genç,
Seneler geçti, henüz gelmediler;
Mehlika Sultan’a âşık yedi genç
Oradan gelmiyecekmiÅŸ dediler!..
Posted by TheSaint on Jun 27, 2007 in
Blog
Mesnevi’ye dinle neyden diyerek baÅŸlarsanız..Gönlünüze göre dinlenecek naÄŸmeler çıkıyor:
- Tenın meylı yeÅŸilliÄŸe ve akarsuyadır. Çünkü aslı onlardan…
- Canın meyli ebedi hayata ve Hüda’yadır. Çünkü onun aslı lamekanın(mekansızın) canıdır.
- Canın meyli hikmete ve ilimleredir; tenin meyli ise bağa, çayır ve çemene, üzüm çubuklarınadır.
- Maşukun mubabbeti aşıktan evveldir. Evvela maşuk aşıka meyletmese, aşık kalbinde o sevgiyi bulamaz.
- İşte bunun gibi muhabbet evvela Tanrı’dan gelir ve ondan sonra da kulun kalbinden zuhur eder.
Âşık Öldüren Mescidi, Ölümünü Arayan Âşığın Pervasızca O Mescide Misafir Olması
Rey şehrinin kıyısında bir bir mescit vardı. Hiç kimse yoktu ki orada ge¬celesin, yatsın da korkudan ölmesin. O mescide nice çıplak garip gitti, hepsi de sabah çağı yıldızlar gibi battı, mezara girdi.
Herkes: “Orada kuvvetli periler var, orada konaklayanları kesip öldürüyorlar.” derdi.
Nihayet bir gece vakti mescide bir konuk geldi. Mescidin bu ÅŸaşılacak şöhretini o da duymuÅŸtu. Bir tecrübe etmek istiyordu. Çünkü bu konuk hem pek yiÄŸitti, hem de canından bezmiÅŸti, hayatına doymuÅŸtu. Dedi ki: “Bu baÅŸa, bu gövdeye pek o kadar aldırış etmem.Tut ki, can hazinesi için bir habbe gitmiÅŸ ne çıkar.”
Halk, bu adama dediler ki: “Sakın burada geceleme, yoksa can alıcı seni küspe gibi eziverir. Sen garipsin, bunu bilmezsin, burada kim yattı, uyuduysa mahvoldu. Bunu biz nice defalar gördük.”
Âşık dedi ki: “Ey öğüt verenler!. Ben hayata doydum. Ben bir tembelim, amma yiyecek, içecek tembeli deÄŸilim. Ölümünü arayan bir tembelim.”
Ahali dedi ki: “BabayiÄŸitlik satma, yürü. Bu sevdadan vazgeç. Nice kim¬seler vardır ki böbürlenir, fakat ızdırap zamanında yapışacak el arar. Ey kerem sahibi, gel yiÄŸitlik taslama, mescidimizi de töhmet altında bırakma, bizi de.. Olur ki, bir düşman yann bize bir ateÅŸtir salar, onu zalimin bîri boÄŸdu, mescidi de kurtulmak için bahane yaptı diyebilir.”
Konuk dedi ki:
Dostlar, ben, bir lahavle ile ürküp kaçacak ÅŸeytanlardan deÄŸilim. Size bir hikâye söyleyeyim: Bir çocuk, ekin bekçiliÄŸi yapar ve yanındaki defi çalarak kuÅŸtan kaçırırdı. Bir gün kerem sahibi Sultan Mahmud’un yolu oralara düştü; koro otağı o civara kuruldu; bütün ordusuyla oraya kondu. Bir de horoz gibi önde giden esrik bir deve vardı ki, nöbet davulunu sırtına yüklemiÅŸlerdi. Ansızın o deve tarlaya giriverdi. Çocuk, ekinleri korumak için o küçücük defi çal¬maya baÅŸladı. Bir akıllı kiÅŸi o çocuÄŸa dedi ki: “Def çalıp durma, o eski deve koca davulun sesine alışmış a çocuk! Senin bu defceÄŸizin ona tesir eder mi? Bu deve kocaman nöbet davulu taşıyor.”
İşte arkadaÅŸlarım, sizin bu tehditleriniz yok mu? Bana ancak bir defceÄŸizin çıkardığı ses gibi gelir. Erler! Ben hayallere kapılıp bu yolda duracaklardan deÄŸilim. Ben bu mescitte kalacak, uyuyacağım, isterse mescit bana Kerbela olsun, aldırış etmem. Öğüd vermede Cebrail bile olsanız, Halil ateÅŸ içinde kimseden medet istemez. “
Nihayet âşık, mescitte, suya gark olmuş adam nasıl uyursa öyle uyudu. Gece yansı korkunç bir sestir geldi:
“Ey kendisine fayda dileyen, geleyim mi, geleyim mi?”
Bu şiddetli ses tam beş kere geldi, korkudan adamın yüreği param parça oluyordu. O iyi bahtlı konuk, sesi duyunca yerinden bile kıpırdamadı, dedi ki:
“Bu ses, bayram davulu sesi! Neden korkacakmışım. Tokmağı yiyen davuldur, o korksun.”
Yerinden fırladı, bağırdı:
“Ey ulu adam! İşte ben buradayım. Haydi, ersen gel.”
Tılsım birdenbire bozuldu, her taraftan altın dökülmeye başladı, öyle döküldü ki konuk, altın yığınından kapının bile kapanıp açılmayacağından korktu. Ondan sonra o kuvvetli arslan kalktı, tâ seher çağına kadar altını dışarıya taşımakla uğraştı. O canıyla oynayan er, korkakların rağmına definelere sahip oldu.
Her körün ve hakikatten uzak kalmış, altına tapan her kişinin hatırına, bu hikâyeyi duyunca derhal zahirî altın gelir. Lâkin bu altından murad zahirî altın değildir. Mesela; çocuklar saksıları kırar, o kırık parçalara altın adını takarak eteklerine doldururlar. Oyun oynarken o parçalara altın adını taktıkla¬rı için sen çocuğa ne vakit altın, desen; onun aklına saksı parçalan gelir. Fakat erlerin kastettikleri altın ne o altındır, ne bu altın..
Burada altından murat meskukât deÄŸil, tecelliyât-ı ilâhiyye’dir ki, gönül ve can ondan zenginleÅŸir.
Posted by TheSaint on Jun 25, 2007 in
Blog

Nazarına daldığım an
Yusuf’un kuyuya düştüğü andır
Hacer’in çaresiz koşusu kadar naçar olduğum andır
Dide içre dide’nin eridiği andır
Harf’te vav’ın gözünde nefesin bittiği zamandır.
Alef’te ilk mürekkep damlasıdır.
İsmail zemzemi bulduğu zaman
Gecenin karanlığındaki dilenen aman
Kalblere gözyaşını tek çıkar yol kılan
Ruhuna daldığım an
Kızıldeniz’in yarıldığı zaman
Ateşten geçipte yanmayan saman
Cehennem hepten berdüs selam
Bütün fazlalıklardan tevbe eden can
Rüyalarda illa canan illa canan
Çiğ damlası iz iz gelip gelip
Yapraktan düşer ip ip
Kemanın en acı nağmesi
Ağlatan notanın en yüksek perdesi
Zerrenin devleşip büyümesi
Lazarusun Mesihle aldığı nefesi
Leb’in deryaya dalga dalga ermesi
Uykularına girdiğim an
Bir ormanda kaybolmuÅŸ yaban
Melek kanadı okşayan
Karanlığın sırrını çalan
Nefesinde nefsini sorar
Bir rayiha etrafı sarar
Küçülür avucuna yatar
Bir zümrüdü anka arar
Olmazlar olurlar
An be an
Can
Canan
Varan
Saran
Dokunan
Nefes alan
Kalbimi alan
Gözbebeğimi esir alan
Orada duran
Yoran
AÄŸlatan
AÄŸlatan
Caydıran
Arındıran
CoÅŸturan
Beni benden alan
Zaman zaman
Ruhumu çalan
Yolculuk yapan
Buhranım olan
Felahım olan
Nurum olan
Karanlığı koyan
Elini uzatan
Öperek saklayan
İçimdeki hezeyanı susturan
Zamanı durduran
Ya da su gibi akıtan
Olan ve olmayan
Duran ve durmayan
Vuran ya da vurmayan
Ruhumdaki tutan senin mayan
Korkumun ümidi yendiği an
Kaybetmekten kim ki korkan
Bulmak mümkün mü olmadan
Bulursam zehir olsa sevdan
İçerim kana kana bıraksan
Akan ve akmayan
YaÄŸan ve yaÄŸmayan
DoÄŸan ve doÄŸmayan
Sığan ve sığmayan
Tutan ve tutmayan
Işıktan ve karanlıktan
Nurdan ve aydınlıktan
Yıldızdan ve Aydan
AteÅŸten ve Dumandan
Topraktan ve Çamurdan
Seni yalnızca seni bulan
An ben an seni arayan
Gözyaşında arınan
Bulunan ve bulunmayan
Aranan ve aranmayan
Gökteki yıldızdan soran
Yerdeki suya varan
SensizliÄŸi anlamayan
KoÅŸan ve koÅŸmayan
Her dem seni arayan
Her zaman orada olan
Züleyha’nın sevindiği an
Güzelliğin şarabını sunan
Kuyuda yahut zindan
Bununla sarhoÅŸ olan
Benim için garip canan!
Vuslat iÅŸte o an!
Posted by TheSaint on Jun 25, 2007 in
Blog

İzliyor musunuz bilmiyorum ama CNBC-E’de Six Feet Under diye bir dizi var. BaÅŸrol oyuncularından birisi öldü ve kefenle doÄŸaya gömülmek istedi. Amerika’da genel temayül tabut içinde mezarlığa gömülmek ÅŸeklindedir.
Gömülürken okunmasını istediÄŸi ÅŸiir Mevlana’dan.
The Mystic Odes of Rumi
Our death is our wedding with eternity.
What is the secret? “God is One.”
The sunlight splits when entering the windows of the house.
This multiplicity exists in the cluster of grapes;
It is not in the juice made from the grapes.
For he who is living in the Light of God,
The death of the carnal soul is a blessing.
Regarding him, say neither bad nor good,
For he is gone beyond the good and the bad.
Fix your eyes on God and do not talk about what is invisible,
So that he may place another look in your eyes.
It is in the vision of the physical eyes
That no invisible or secret thing exists.
But when the eye is turned toward the Light of God
What thing could remain hidden under such a Light?
Although all lights emanate from the Divine Light
Don’t call all these lights “the Light of God”;
It is the eternal light which is the Light of God,
The ephemeral light is an attribute of the body and the flesh.
…Oh God who gives the grace of vision!
The bird of vision is flying towards You with the wings of desire.
Posted by TheSaint on Jun 24, 2007 in
Blog

Çöl sıcağında hayalin serinletiyorsa içimi
Poyrazlar taşıyorsa neşe dolu sesini
Yasemin buhurundaki duman sendin
Yaz gecesinin akşam sefaları bendim
Önceleri bir isimdin bir yoktun
Ademden var olandın
Bir ışık
Bir bakış
Bir soru
Bir itirazdın…
Sonra ateÅŸ oldun
Duman oldun
Ben kor oldum
Öncesinde gören gözlerimle ışığına boğuldum..
Ben kör oldum
Duyardım ama duymaz gibi yapardım
Uyardım ama uymaz gibi yapardım
Sarardım ama sarmaz gibi yapardım…
Ben ışığında kapıları gördüm
Yerin yedi kat altına açılanları değilse elbette
İsa’nın geçtiği gökteki yeri gördüm..
Orada nefesin bana ses verdi..
O gözyaşlarım bir katre ve bin zerre iken
Sen her damlada bir alem oldun..
O alemde okyanuslar vardı
Mavinin serininden yeşilin ferahına
Su kadar yalın ve yakın
Ben orada balıktım!
Senin olduğun damlayı arayan..
Sen buhar oldun buhur oldun
Ruhuma bir his saldın..
İremlerin gülleri kıskandı..
Gözlerim yine ıslandı…
Sen benim gözyaşımla ruhumu aldın
Ruhumda beni benden çaldın
Yine..
YaÄŸmurun sahibi bereket
Taşları kum gibi delen kudret
Ateşe hükmeden ismet
Musa’yı Hızır’a düşüren kısmet
Düşümde…
Ben ayrı düştümde
Benden
Kendimden
Ben bütün nefsimden..
Ben sende kaldım.
İsmini aldım
Sesini aldım
Nefesine daldım
Kokunda kaldım
Elinin sıcaklığında
Terinin ıslaklığında
Bakışının yakıcılığında duruldum
Sesine tutuldum..
Ben.. ben… evet ben…
Senin gülüşünde tutuklandım..