Posted by TheSaint on May 31, 2007 in
Blog

Bir damla kor kadar
Ansızın inen şimşek kadar
Okyanus dalgaları kadar
Bir insan kadar kızgınım
Bazen doğan güneşe
Bazen batan aya
Bazen seninle olmama
Bazen sensizliğime
Bazen seni benden çalana
Bazen beni benden alana
Ne hükmüm geçiyor kendime
Ne de söz fayda ediyor derdime
Kızgınım sadece kızgınım..
Sorardım kendime dolunaylı gecelerde
Sevgi an be an demlenirde kızgınlık olur mu diye
Dokunmak içindeki sana bir adım bir adım daha
Bakışlarımda nefret dağlarının arasındaki vaha
Kızgınım bir soluk nefes kadar kızgınım
Dakikaların vefasızlığına
İnsanların arsızlığına
Başkalarının varlığına
Sendeki yerimin darlığına
Herşeye kızgınım aslında
Kızgınlığım geleceğe ve geçmişe
Açılmamış duygulara
Kaybolmuş zamanlara
Gün görmemiş sözlere
Bakılmamış gözlere
Kızgınlığım benden kaçmana
Kaçıp kaçıp arkana bakmana
Bazen yokmuşum gibi yapmana
Ruhumu küçük küçük acıtmana
Bazen varlığına bazen yokluğuna
Ağlamama kızgınım
Gözyaşlarıma kızgınım
Sana kızgınım
Ona kızgınınım
Bana kızgınım
Yaptıklarıma kızgınım
Yapamadıklarıma kızgınım
Söylediklerime kızgınım
Söylemediklerime kızgınım
Varlığa ve hatta yokluğa bile kızgınım…
Kızgınlığımı bir sözle bir nefesle
bir dokunuşla
bir bakışla
yok etmemene kızgınım….
Yalnızca yaşadığım dertlerime
Gizli saklı kederlerime
Sonsuza giden seferlerime
Kısacası Sensizliğime
kızgınım….
Posted by TheSaint on May 24, 2007 in
Blog

Kapılar, kilitler, duvarlar, tel örgüler, parmaklıklar birilerini ya da birşeyleri zabt etmek için insan zekasının icadıdır. Bazen dışarıdan gelecek tehditlere karşı bazen de içindekileri bulundukları yerde tutmak için kullanılır. Değerli metayı saklı tutmak için gösterilen bu gayret anlaşılabilir. Hatta başarılı olabileceğini de tahmin etmek zor değildir. Gel gelelim bir insanı engeller ve kilitler altında tutmak sanıldığı kadar kolay değildir.
Madde dünyasının şartları altında istenilen hedefe ulaşılsa bile manevi düzlemde beklenilen olmayacaktır. İnanmış, sevmiş ve sevdalanmış ruhlar için fiziksel sınırlamaların hiç bir anlamı yoktur. Onların ruhları hep özgürdür. Onların bedenleri tutuklu olsa bile gönülleri ve ruhları bir kuş kadar özgürdür. Bu ruhlar ve gönüller için mekansal uzaklığın hiç bir anlamı yoktur. Hatta zaman dilimlerindeki farklılığın bile önemi yoktur. Onlar sevdalarına sevdalanmış özgür insanlardır. Onlar rüzgar kadar keyfi, kuş tüyü kadar hafif, bir çöl gülü kadar asil, deniz kadar rahatlatıcıdırlar.
Hayattaki keyif bu ruhlardan ikisinin sevdasıdır. Hayattaki şans böyle bir ruhun dostluğuna sahip olmaktır. Hayattaki mutluluk bu özgür ruhlardan birisiyle tanışmaktır.
Posted by TheSaint on May 24, 2007 in
Blog

Saatler saatler oldu ama ben yine seni özledim
Yollarda vadilerde tek kalmış ağaçlar gibi gözledim
Çok özledim..
Nefes gibi
Çiçek gibi
Su gibi
İç çekiş gibi….
Niye bu mağaranın bir sonu yok?
Niye geceler kalbime saplanmış ok?
Bu gece ben yalnız kalmak istiyorum
Gözyaşlarım zifirine düşecek dakikaların
Acı ancak meze olur özlemime
Söyledim binlerce defa söyleyeceğim
Ne bir kaf’a gücüm yeter ne de nun’a
Zayıflık gölgesidir vuran ruhuma
Bir yanda akrebin kıskacında vicdanım
Öbür yanda merhametine muhtacım
Bir parça çamurdan ibaretse bedenim
Nasıl oldu bilemeden, senin bendenim!
Sus söyleme
Kelimeleri
Nefesini
Nerdesini
Sözdesini
Gözdesini
Yüzdesini
Bestesini
Güftesini
Hiç bir şeyini ziyan etme!
Eğer bir kuş kanatlanırsa ışığa doğru yurdumdan
Göç varsa sana doğru ruhumdan
Ne Sina engel olur ne de Nuh tufanı
Olsada gücüm sarabilsem yaranı
Gül buğusu, Çiğdem kokusu
Yanaklarımda sicim sicim su
Heceledim harf harf ismini
Pervaneler hesaplar mı ateşini
Bu fasla ait ne varsa aklında
Ya da eksik kalmış aslında
Sarabilir mi bilmem özlemini…
Posted by TheSaint on May 23, 2007 in
Blog

O an gelince ben bir çocuk kadar çaresizsem
O an gelince ben kanadı kırık bir kuş kadar acizsem
O an gelince ben çöllerde yıldızlar kadar sensizsem
O an gelince ben solmuş bir çiçek kadar renksizsem
İşte o an….
Hani buzlar erir ya ateşte
Hani su kaybolurya toprakta
Hani gözyaşı akarya ayrılıkta
Hani akan zaman o an donarya
Hani ayrılışın yaramı kanatırya
Hani suskunluk işkence olur ya
Hani kötü ile iyilik karışır ya
İşte o an
Hani seven kendini suçlu sanar
Hani bir ses bir bakış arar
Hani ıssız bir köşe bakar
Hani elin ne ateşte ne de buzda yanar
Hani gülün dikeni her türlü yaralar
Hani gün daha doğmadan batar
Hani dolunay çıksada geceyi karanlık basar
Hani ne merhamet ne nefret bizi paklar
Hani beynimizde binlerce kurtlar
Hani melek şeytanı avlar
Hani Yusuf Züleyha’ya bakar
Hani tarçın zehir gibi kokar
Hani toprak susuzluktan çatlar
Hani dalları tomurcuklar basar
Hani kardelen açar
Hani leylaklar kokar
Hani İsa kubbesinde ağlar
Hani bütün alemler susar
İşte o an rüzgarın sesi
İşte o an Saba melikesi
İşte o an Mesih nefesi
O an gelince ben senin ellerindeyim nefessiz
O an gelince ben kollarındayım sessiz
O an gelince ben yanındayım kimsesiz
O an gelince ben ve sen olunca biz….
Ben sendeyim, sende bende çaresiz
Posted by TheSaint on May 21, 2007 in
Blog

