Nefesini dinlemek

Öylesine muhtaçtım ki merhametine..Çok şey değil sadece bir nefes istiyordum. Sessiz harflerin suskunluğuna bürünmüş anlamlar yerine sadece nefesini duymak istiyordum. Ne bu dünyaya ait bir kelam ne de ötesini.. Bir nefes alışını duysam bana yetecekti. Yaşadığını bilecektim, konuşmak istediğini ama Ferhat’ın dağlarının hala var olduğunu bilecektim. Keşke demeyi hiç sevmedim ama keşke diyorum şimdi. Söylesene bana hangi heceler yanyana gelirde başka anlamlar getirir önümüze. Söylesene beni niye Hacer gibi koşturuyorsun. Niye İsmail olup suyu vermiyorsun?

Kafamda binlerce soru, binlerce kızgın düşman her an beynimi mızraklarken ben yine de sebepler arıyorum. Sadece şu satırları anlamak için yazıyorum beni, seni, sizleri, onları… Anlayamıyorum, sanırım bütün teferruatın hurda olduğu bir çağa aitim. Ne de olsa yaşlanmış ruhum inceliklerini arıyor güzelliklerin…Tahta kulubemde otururken ben denizlere mahkum olmuş bir denizci kadar hürdüm. Özgürlüğüm ancak denizin verdiği kadardı artık. Güneş bal renginde batarken, sen yine benim zihnimdeki hayallerime dokundun. Karanlık bir gecede ayın ışığıyla yarılmış denizlerde boğuk ve derinden bir sesle yürekten okunmuş ümitsizlik şarkıları dinledim.. Keman sesi kadar yanık ve zeytindalı kadar kırık bir hüzün bulutu edasındayım başına buyruk…

Share

Kendine aşık olmak!

—————-
Listening to: 09. Senin Tenin Senin Kokun
via FoxyTunes  Â

Zamanın birinde Halfeti’de Rumkale beyinin Yusuf peygamber kadar güzel Nergis isimli bir oğlu varmış. Genç delikanlı o kadar yakışıklı imiş ki, tüm genç kızlar ona aşık olur, bu duygularına karşılık alamayınca intihar ederlermiş. Delikanlı buna hiçbir anlam veremezmiş. Günlerden bir gün kale saldırıya uğrayınca, bey oğlunu saldırıdan korumak için Rumkale su kuyusuna indirmiş. Kuyunun dibinde suda aksini gören delikanlı kendi suretine aşık olmuş. Eğilip ulaşmak isteyince önce kuyunun dibine sonra da Fırat’a yuvarlanarak boğulmuş. Rivayet odur ki, delikanlının boğulduğu yerde bir çiçek çıkmış. Bu çiçeğin adına Nergis denmiş. Nergis tüm dünyaya buradan yayılmış ama hiç bir zaman Halfeti’deki kadar güzel kokmamış.

Share

Ömür bir gündür, o gün bu gündür!

2 Ağustos 1972 yılında sabah saat 08.25’de Antalya’da doğdum. 2 Ağustos 2007’de 35’ime bastım. Kimileri yolun yarısı dedi, sanki 70 yıl yaşayacağıma garantileri varmış gibi.. Oysa ben ne yaptım diye düşündüm. Uzakta olanların telefonla ve kısa mesajlarıyla tebriklerini kabul ettim.

Aldığım en güzel mesajı bu sabah gördüm. Bu anlamlı mesaj için çok teşekkür ederim.

Merhaba Salih Hocam,

Hayatla olan ‘tek dans’ını doyasıya yaşamak isteyen

Dostluk kavramını ilahlaştırmak yerine anlamlandıran

Hayatı da dersler gibi sevdirebilme yeteneği olan

Acısını paylaşmada ‘cimri’

Karşısındakinin acısını paylaşmada ise cömert olabilen

Eleştiri merkezli olduğuna inandığım ‘Aslan’ egosunu takdir edebilme yeteneğiyle frenleyen

Kırgınlığın susarak ta ifade edilebileceğini bana hatırlatan

sevdiğim, saydığım

Salih hocamın Yeni Yaşını Kutlarım

Ben bunun üstüne birşey demiyorum…

Share