Do I dare?

And indeed there will be time
To wonder, “Do I dare?” and, “Do I dare?”
Time to turn back and descend the stair,
With a bald spot in the middle of my hair—
[They will say: “How his hair is growing thin!”]
My morning coat, my collar mounting firmly to the chin,
My necktie rich and modest, but asserted by a simple pin—
[They will say: “But how his arms and legs are thin!”]
Do I dare
Disturb the universe?
In a minute there is time
For decisions and revisions which a minute will reverse.
For I have known them all already, known them all:—
Have known the evenings, mornings, afternoons,
I have measured out my life with coffee spoons;
I know the voices dying with a dying fall
Beneath the music from a farther room.
So how should I presume?
T. S. Elliot-
The Love Song of J. Alfred Prufrock

At fifteen I stopped scowling,

I desired my dust to be mingled with yours

Forever and forever and forever.

Why should I climb the look out?

Ezra Pound, The River Merchant’s Wife: A Letter

Share

An’lar

Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer,

Oturup saymazdım eski yanlışlarımı.

Kusursuz olmaya çalışmaz, rahat bırakırdım yüreğimi.

Ve elbette çok daha coşkulu olurdu sevdalarım,

İçine az buçuk da ciddiyet katılmış.

Bu denli titiz olmazdım hiç, öyle bir şansım olsaydı eğer.

Korkmazdım daha çok riske girmekten

Daha çok yolculuğa çıkar,

Gündoğumlarını kaçırmazdım asla;

Hele dağlara tırmanmanın keyfini.

Hiç bilmediğim yerlere giderdim gidebildiğimce.

Doyasıya dondurma yer, boş verirdim kuru nimetlere.

Öyle bir şansım olsa idi eğer,

Dertlerim de yaşamın gerçeğini taşırdı,

Yanlızca düşlerin değil.

İşte hani onlardan,

Her saniyesini verimli geçirenlerden biriydim.

Aynı anlara geri dönebilse idim eğer,

Yanlızca iyi ve güzel olanları tatmak isterdim yeniden.

Yanında termometresi, bir şişe suyu, şemşiyesi ve

Paraşütsüz yerinden kıpırdamayanlardan biriydim.

Ama yeni baştan başlayabilse idim eğer,

İyice hafiflemiş olarak çıkardım yolculuklara.

İlkbahara yalınayak girer,

Sonbahara dek unuturdum pabuçlarla yürümeyi.

Hiç bilinmeyen yollara dalardım,

Tadını çıkarırdım gün ışığının,

Çocuklarla daha çok oynardım,

Sil baştan yapabilseydim eğer…

Ama heyhat, seksen beşindeyim artık

Ve biliyorum ki…

Ölmekteyim…

Jorge Luis Borges

Share