Noto ergo sum*


ASLI ALP
30.05.2009
Günlük koşuşturma içinde ne çok şeyi unutuyoruz. Ama çantamızdaki küçük bir yardımcı imdadımıza yetişiyor. Not defterleri böyle önemli bir görevi üstlenmişken, onların tasarımına verilen önemin artması da kaçınılmaz oluyor
İnsan her şeyi aklında tutamıyor; randevular, ansızın gelen ‘dâhiyane’ fikirler veya önemli hatırlatmalar için bir yardımcıya ihtiyaç duyuyor. Bunun için de bir asistan tutacak değiliz ya? Bir not defteri bu durumlarda kurtarıcımız oluyor. Ama her not defteri, gerçekten bağlanabileceğiniz türden olmuyor. Not defterlerindeki en önemli tasarım noktası sırt kısmı. Defterin sayfaları kullanıldıkça, sol tarafta biriken sayfaların içe bakan kısımları kalın bir katman bırakırsa bu, not defterinden soğumak için en önemli sebep haline geliyor. Bu sorunu çözmüş not defterleri, ‘çok satanlar’ arasına girmeyi başarıyor. Moleskine, dünyanın en çok tercih edilen not defteri olarak senelerdir bu unvanı koruyor. Hatta bu defterler şu anda İstanbul’da popülerliğinin doruğunu yaşıyor çünkü geçtiğimiz hafta santralistanbul’da açılan -ve birçok gazetede kendine yer bulan- ‘Detour’ sergisinde, bu defterleri kullanan ünlü sanatçı ve tasarımcıların notları/eskizleri sergileniyor. 2006’da Londra’da start alan bu sergide yer alan Türk tasarımları da en az yurtdışından şehrimize uğrayanlar kadar ilgi çekici. Yeşim Akdeniz Graf ve Doğu Kaptan’ın çalışmaları öne çıkanlar arasında. Moleskine’in sırrı aslında sadeliğinde yatıyor. Sade kapaklı, sarımtırak renkli, çizgisiz sayfalı olanları en çok tercih edilen modeli. Moleskine’in kreatif direktörü Maria Sebregondi, 2008’de yaklaşık 10 milyon adet Moleskine satıldığını söylüyor ve bu defterlerin neden bu kadar popüler olduğunu şöyle açıklıyor: “Moleskine, kişiliğin tamamlayıcısı haline geldi. Sade ve akllı bir aksesuar aynı zamanda. Mayıs ayında A4 (21×29.7 cm.) ve A3 (29.7×42 cm) ebatlarında, yazı ve çizimler için geniş bir alan sağlayan Folio Koleksiyonu’nu piyasaya sürdük. 2010 senesi için de birçok yenilik planlıyoruz.” Moleskine’in limited edition (sınırlı sayıda üretilen) defterleri de sürekli haber oluyor. Helvetica fontunun 50. yılı, Ferzan Özpetek’in MoMA’daki retrospektif filmleri ve Absolut vodka için özel olarak üretilmiş defterler gibi…

ÇİZGİLERE ÖZGÜRLÜK, BEYAZ KAPAK
İnternette araştırma yaparken, karşıma çıkan farklı markalardaki not defterlerinin ortak özelliğinin Moleskine’e benzemek olduğunu fark etmem fazla uzun sürmedi. HandBook, Pen & Ink, Miquelrius, Piccadilly ve Derwent marka not defterleri sade, siyah renk kapakları ve üzerinden bir şerit olarak geçen marka bantlarıyla bu benzetmeyi fazlasıyla hak ediyor. Remzi Kitabevi’nde de satılan Paperblanks marka not defterleri de geniş bir hayran kitlesine sahip. Farklı boyutlarda ve modellerde üretilen bu not defterleri, en çok desenli kapakları ile dikkati çekiyor. Fiyatları 23.90-42.90 TL arasında değişiyor. 2008’in ikinci yarısından itibaren piyasada olan, öz be öz Türk tasarımı Arwey not defterleri de sadelikten yola çıkmış. Bu defterlerin tasarımcısı Cem Has, Arwey’lerle ilgili şunları söylüyor: “Arwey, toplamda 10 defterden oluşan butik bir defter koleksiyonu. Sadelik ve fonksiyonellik göz önünde bulundurularak tasarlanan ürünlerde minimal bir çizgi hakim. Konsept dahilindeki ürünler, isimlerini minimalist sanatçıların isimlerinden alıyor (Judd, Andre, Flavin gibi…). Tasarım aşamasındaki amacım, sadelik ve şıklığı aynı anda sunabilmekti. Defterin bir ihtiyaç olmasının yanı sıra, aynı zamanda bir aksesuar gibi taşınmasını arzulamıştım.” “Defter akla gelince biliriz ki ya çizgilidir ya karelidir ya da düzdür. Peki, neden çizgileri bozuk, kareleri yamuk bir defter yoktur? Bunlara yazı yazılamayacağı için mi?” düşüncesiye yola çıkan Ya Da Tasarım, “Önce çizgilere özgürlük, sonra da ciddiyetine fazlasıyla sığındığımız siyaha karşı beyaz kapak,” diyor. Nuray Togay ve Aslıhan Özgen’den oluşan Ya Da Tasarım’ın ilk ürünleri, beş farklı tasarımı içinde barındıran not defteri serisi. Her tasarım, sıradan defterlerde rastladığımız eşit aralıktaki grid ve çizgileri bozuyor; çizgileri eksiltip artırarak defterin içinde kullanıcının değişik biçimlerde devinebileceği yeni ifade alanları yaratıyor. Serinin hedef kitlesi, tasarıma ilgi duyanlar, tekdüzelikten sıkılanlar, yeni ve farklı olanı arayanlar. Sınırlı sayıda üretilmiş, ciltleri el yapımı Ya Da defterleri beş farklı desene sahip. Bu defterlere İstanbul’daki Mephisto, Pandora, Robinson Crusoe ya da Santral Dükkan gibi mekânlardan ulaşılabiliyor.

Salih’in notu:

Bu yazıyı büyük keyifle okudum. Bu konuda farkı adresler vermek gerektiğini düşünüyorum. Maalesef Türkiye’deki seçenekler çok az. Tabii bunun gelir düzeyi ve kağıt zevkiyle de ilgisi var. Clairefontain’in defterleri Türkiye’de bulmak neredeyse imkansız. Sağolsun Can Eryürek (biricik öğrencim!) kendisinin de bir ilgisi sonucu bana bir A4 blok getirdi. Sağolsun var olsun! Şiir gibi bir kağıt… Pürüzsüz…Üzerine yazmak bir patencinin buz üzerinde kusursuz kayışı gibi zevk veriyor. Quo Vadis var mesela.. O da ülkemiz de yok.

Size tavsiye edebileceğim adreslerden birisi siyah kaplı bütün defterleri incelemeyi hedeflemiş bir sayfa. Ayrıca bu sayfada da hem mürekkep hem de kağıt değerlendirmeleri yapılıyor.

Son not: Yukarıdaki resim Moleskin’in storyboard serisinden..

*Yazıyorum o halde varım!

Share

Kahve’nin hatırı

Yanko  dizayn sitesinde sadelikle dizayn edilmiş  kahve seremonisi seti gördüm. Her dizaynın içinde saklı bir zihniyet ve ruh vardır demişti, dostum.

Bu baştan sonra bir kahve töreni. Kahvenin kavurulmasından, öğütülmesine, ve demlenmesine kadar süren bir adımlar için yapılmış bir dizay bu.

Dizayn eden kişinin tarifi şöyle:

50 tane yeşil kahve çekirdeği alınır. 7 dakika kavurursanız orta düzeyde, 9 dakika kavurursanız iyi  kavrulmuş çekirdek elde edilir.

Çekirdekler soğutulur.

Sonra kavrulmuş kahve çekirdekleri çekilir.

Sonra kaynadığını hava kabarcıklarının çıkışından anladığımız suyun içine kahve ilave edilir. 4 dakika demlendikten sonra kahvemiz içmeye hazırdır. Afiyet olsun.

Dizaynı yapan Tom Metcalfe felsefesini şöyle özetliyor:

Benim felsefem sadeliğin zerafetini sergileyen güzel parçalar yaratmak. Bunların kullanıcıların uzun süre kullanabilecekleri değerler olmasını istedim…

Bunun üstüne tek söylenecek söz:

Ehl-i keyfin keyfini ne tazeler,

Taze elden pişmiş taze kahveler tazeler!

Share

Mecalsiz..

Arada kalmak hiç de hoşlanmadığım bir durum. Ama hayat hep getirir, beni ikilemin kucağına bırakıyor. Kıpırdayamıyorum. Nefes alamıyorum. Bağırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor. İnsanın insana yaptığını, başka hiç bir varlık yapamaz. Altımıza aldığımızı eziyoruz.. İşkence ediyoruz. Şeytan’a ihtiyaç yok ki, biz varken. Huzursuzluk yaparken kötülüğün ateşine olanla gücümüzle üflüyoruz.

Ben bütün bu çaresizlik içinde daha da hırçınlaşıyorum. Kızgınlığım ve o içimdeki ifadesi mümkün olmayan kötü his saniye saniye artıyor. İçimdeki ışığı karartıyor. Gücüm tükeniyor. Gözlerim yanıyor ve yorgun düşüyorum. Bedenimin içindeki o yara yavaş yavaş kanamaya başlıyor. Taşıyor ve işte ruhumda berelendi.. Lazarus olmak gerek elin değmesi ve benim kırılmış, berelenmiş ve manada ölmüşlüğümün şifa bulması için. ..

Değer mi buna, onu da bilmiyorum. Hayat bir zımpara taşı olmuş ve bütün hülyalarımı törpülüyor. Sahte baharlara kanmış ve erken açmış badem dalı gibi ilk yağmurda teslim ettim bütün yarınlarımı…Dünlerim sizin olsun.. Bugünlerim sizin..İstemem merhamet etmeyin bana…Taşınız bile acıtmaz sizin…Tek ihtiyacım bu acının içinde bir damla gözyaşı…Müşfik kalbin aşk dolu ıslak busesi…Fersiz gözlerimin şulesi…Bir damla gözyaşı….Kalbim yoruluyor ve lezzet eziyet oldu…

Ben sazın gergin teliyim ama mızrap hızlı ve sert hareketlerle çarpıyor. Ne kadar kopmadan ses veririm bilmiyorum..Uyusam ve uyansam yeni bir ben bulsam…

Ağlayamıyorum dolayısıyla anlatamıyorum değil mi?

Share