Posted by TheSaint on Oct 26, 2008 in
Blog
Dünya’da baş gösteren kriz sebebiyle insanların farklı çözüm önerileri aradığını biliyoruz. Bir yandan Das Kapital’in hızlı yükselişi ve insanların uzun zamandan bu bir yana koyduğu fikirleri gündemlerine tekrar almalarını ilginç buluyorum. Bu arada Das Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerini yazmaya Karl Marx’ın ömrü yetmediği için Engels notlarından tamamlamıştır. Bu arada Komunist manifesto’sunu da okumak farklı bir bakış açısı uyandırabilir.
Farklı bir yaklaşımın da Japonların kriz için kullandıkları kelimede saklı olduğunu öğrendim.

危=”tehlike” 機=”fırsat”.
Japonların kriz için kullandıkları “kiki” kelimesi tehlike ve fırsat kanjilerinden oluşuyor. Yani dikkatli olanlar için fırsatlarını da riskleriyle birlikte getiriyor.
En komik yaklaşım da Hıncal Uluç’un Pazar Neşesi bölümünden geliyor:
Amerikalı yatırım uzmanı Dr. Marc Faber bu ayki köşe yazısını şu şekilde bitirmiş:
“Federal hükümet bize 600 dolarlık bir geri ödeme yapıyor. Eğer bunu büyük mağazada harcarsak para Çin’e gidecek.
Benzin alırsak Araplara. Bilgisayar alırsak Hindistan’a, giyim eşyası alırsak Pakistan’a, sebze ve meyve alırsak Meksika, Honduras (?) ve Guatemala’ya gidecek. Düzgün bir araba alırsak Almanya’ya, gereksiz çerçöpe yatırsak Tayvan’a gidecek ve bunların hiçbiri Amerikan ekonomisine fayda sağlamayacak. Parayı ülkemizde tutmanın tek yolu hayat kadınlarına ve biraya harcamak, çünkü artık ülkemde üretilen şeyler sadece bunlar. Ben iyi bir vatandaş olarak üzerime düşeni yapıyorum..”
Posted by TheSaint on Oct 20, 2008 in
Blog
Haberlerde gördüğüm bir haber beni derinden sarstı. Başbakanımız kurultayın açılışını yapmak için çıktığı kürsüden yakında ölen şairimizin bir şiirini okumayı planlıyordu. Ya da birileri öyle planlamış ama teknik bir hata yapmış. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın olduğunu belirterek Faruk Nafiz Çamlıbel’in muhteşem bir şiirini okuyarak sözlerine son verir, Başbakanımız!
Kendisinin okuduğu birçok şiir olduğunu ve şiir okumayı sevdiğini biliyorum. Ancak bu şiiri çok kötü okudu. Anlam bütünlüğünü korumadan neden şairin inlediğini hiç duymadan yaptı. Bu muhteşem şiiri kendiniz okuyun ve yüreğinizde hissedin…

SANAT
Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek,
Bizim diyarımızda bin bir baharı saklar!
Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek
İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar
Sen kubbesinde ince bir mozaik ararda
Gezersin kırk asırlık mabedin içini
Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini
Sen raksına dalarken için titrer derinden
Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin
Bizimde kalbimizi kımıldatır derinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin
Fırtınayı andıran orkestra sesleri
Bir ürperiş getirir senin sinirlerine,
Istırap çekenlerin acıklı nefesleri
Bizde geçer en yanık bir musiki yerine
Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun
Yabancı bir şehirde bir kadın heykelini,
Biz duyarız en büyük zevkini ruhumuzun
Görünce bir köylünün kıvrılmayan belini…
Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken
Yazılmamış bir destan gibi Anadolumuz
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun… ayrılıyor yolumuz
Faruk Nafiz Çamlıbel
Posted by TheSaint on Oct 20, 2008 in
Blog
Öğlen yemeğine çıkmak üzereyken Çağla’dan (Master öğrencimiz, asistanımız, dostumuz) , Melih Aşık’ın 30 Eylül 2008 tarihli yazısında yazdığı, Can usta’nın bir nesri geldi. Gündelik karmaşanın ortasında bir nefes oldu bu yazı. Umarım sizin gününüz de güzel geçer.. Günü kötü gidenleri kurtarmak için gönderiyorum.

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü
serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek
kızart, kızarmış ekmek kokusunu içine çek
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, sana
güzel gelsin aynadaki siluetin, evinden neşeyle,
çık, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hattâ daha da eskiden yarım ne kadar işin
varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hattâ üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa-sola bak, öylesine değil,
görerek bak, çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı, hani
kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler
kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları
değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle lâf olsun diye değil,
kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini
ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel
olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda
illâki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları bardakları misafire
Sizden âlâ misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, keyife keyif
katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik
bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illâ ki sağlık!
Can Yücel
Posted by TheSaint on Oct 16, 2008 in
Blog

Şiir dünyamızın taşlarından birisi daha kaydı. Fazıl Hüsnü Dağlarca aramızdan sessizce ayrıldı. Bence bu şiiri tam da onu anlatıyor.
Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım
Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.
Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl… yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim
Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Posted by TheSaint on Oct 12, 2008 in
Blog
Jean-Marie Gustave Le Clezio:
“Biri, günün birinde, yazıyı icat etmiştir. Bunu ne dünyayı izah etmek ne de anlamak için yapmıştır. Hareket etmek için icat etmiştir yazıyı. O günden bu yana, yazan insan önüne bakar ve soruları görmez. Soruları görecek zamanı yoktur. Soruları gürültülerdir. Eğer insan bir an dursa ve gürültülere kulak verse, yazısını yitirir. Kendini diğer gürültülerin içinde bulur.”
“Yazmak, sözcükleri seçmek değil, gereksiz gürültüleri duymamaya çalışmaktır. Sandalyeye oturmuş, dirseklerim plastik masaya dayalı bir şekilde, kulaklarımı gürültüye karşı tıkıyorum. Yazı yazmakta olan insan 150 desibelin ortasında sessizdir. Yazı yazmakta olan insan bir asansör kapsülünün içinde yükselmekte ve basmakta olduğu şeffaf yerin zemininden çok hızla ulaştığını görmekte. O, sürekli daha da yukarıya çıkmak için ne yapmak gerekitğini bilmekte…
Borulardan sözcüklerini dışarıya atmakta zirveye doğru kaymakta. Ama nedenini sormayın ona; yanıtını bilmez, kendi sahip olduğu güçleri tanımaz.”
Another Brick in the Wall Part 2 (Waters) 3:56
We don’t need no education
We dont need no thought control
No dark sarcasm in the classroom
Teachers leave them kids alone
Hey! Teachers! Leave them kids alone!
All in all it’s just another brick in the wall.
All in all you’re just another brick in the wall.
We don’t need no education
We dont need no thought control
No dark sarcasm in the classroom
Teachers leave them kids alone
Hey! Teachers! Leave them kids alone!
All in all it’s just another brick in the wall.
All in all you’re just another brick in the wall.
“Wrong, Do it again!”
“If you don’t eat yer meat, you can’t have any pudding. How can you
have any pudding if you don’t eat yer meat?”
“You! Yes, you behind the bikesheds, stand still laddy!”