0

Miles to go before

Posted by TheSaint on Sep 29, 2008 in Blog

Whose woods these are I think I know.
His house is in the village, though;
He will not see me stopping here
To watch his woods fill up with snow.

My little horse must think it queer
To stop without a farmhouse near
Between the woods and frozen lake
The darkest evening of the year.

He gives his harness bells a shake
To ask if there’s some mistake.
The only other sound’s the sweep
Of easy wind and downy flake.

The woods are lovely, dark and deep,
But I have promises to keep,
And miles to go before I sleep,
And miles to go before I sleep.

Robert Frost

 
0

Lamy, Dizayn ve Dolmakalem

Posted by TheSaint on Sep 29, 2008 in Blog

 lamy2000

Başlık göründüğü kadar derin değil aslında. Beyoğlu’nda İstiklal caddesinde Panter kitapevini bilmeyenini yoktur, ya da çoktur.. Neyse.. İşte oranın sahibi olduğunu zannettiğim beyefendi bana bir müjde verdi: Dolmakalem satışları artmış ve mürekkep satışları da dolaylı olarak yükselmiş. Şimdi esasında sevindirici olmakla birlikte çoğu insanın sadece dolmakalemle imza atmak için bu yolu tercih ettiğini biliyorum. Gerçekten kaç kişi günlük hayatında en az saati kadar dolmakalemini kullanıyordur. Kaç kişi onun yazmaktan büyük haz alıyordur.

Gelelim esas hikayeye.. Lamy markasını duymayanınız çoktur. Ancak en az iki senedir (benim bildiğim) Türkiye piyasasında yer alıyor.  Versatil uçlu kalemlerden tükenmezlere ve dolmakalemlere kadar güzel bir seriyi barındıyor. Benim hikayem dolmakalem üzerine.. Düşünülerek yapılmış bu insan dostu üzerine..

Lamy 2000 dolmakalemleri 1960′tan bu yana üretiliyor. Esasında biraz dolmakalemlerin mürekkep doldurma mekanizmalarını ve tercihlerini bilenler günümüzde sınırlı sayıda kalan pistonlu dolmakalem markalarını bilirler. Lamy bunlardan birisi değildir. Tek pistonlu modeli Lamy 2000′dir. Bu da ne kadar eski olduğunu ispatlamak için yeterlidir sanırım. Ama söze değil sayıya inanlar için biraz rakam vereyim.

Heidelberg’in Lamy kalem firmasının tasarımcılarından birisi de Gerd A. Müller idi. Bauhaus akımının ortalığı kasıp kavurduğu altmışlarda Bay Müller bu dolmakalem’in tasarımını yaptı. Kendisinin birçok teknik aletin tasarımında imzası var .Bauhaus akımı modernizm ve işlevselliğin buluştuğu uygulamalardan birisidir. Altmışlı yıllarda dizayn edilen bu dolmakalem en az kırk yıldır ayakta durmayı başarıyor.

Dış görünüş olarak gayet sade ve dikkati çekmeyen bu dolmakalem tam olarak 1966 yılında piyasaya çıkarııldı. En dikkat çeken kısmı dolmakalemin klipsi, fırçalanmış alimünyumdan yapılmış ve sol yanında Lamy yazıyor. Klipsin altında üretildiği yerin yazılı olduğunu dikkatlice bakarsaniz görebilirsiniz. Klips rahatça farklı yerlere tutturulmak üzere fonksiyonel bir yay sistemine sahip. Kapak ve gövde siyah reçine’den üretilmiş. Gövde traşlandığı için mat bir görüntü veriyor. Kapağı çıkardığınızda uçun farklı dizaynı hemen dikkatinizi çeker. Beş farklı uç seçeneğine sahip. Mürekkep kullanımı konusunda cömert olan uç sistemi normalde alıştığınız ölçülerden biraz daha kalın yazıyor. Benim aldığım orta (M) uç neredeyse kalın (B) gibi yazıyor. Islak ıslak yazabiliyor olması benim sevdiğim özelliklerden birisi. Kesinlikle uçun üzerindeki zımparalı alimünyum kısım kalemin klasikliğini arttırıyor. Onun üzerindeki mürekkep göstergesi de gayet etkileyi. Ayrıca dolmakalem’in kapağını tutmak için dizayn edilen küçük dillerde estetik duruyor.

Dolmakalemin piston sistemini zar zor farkediyorsunuz. Hatta nereden açıldığını bile keşfetmeniz zaman alabilir.  Kullanıldıkça daha da akıcı bir hale gelen uç, her türlü kağıt üzerinde rahatça yazmaya müsait. Ben bu kalemi sevdim. Bu arada Lamy’ye Türkiye’ye Tekomofis getiriyor. Kendileriyle bir iki kere görüştüm, son derece nazik ve müşteri canlısı olduklarını müşahade ettim.

Fotoğrafları ben kendi kalemimle çektim. Umarım sizin de hoşunuza gider.

lamy2000fountaın

 
0

Keşke

Posted by TheSaint on Sep 26, 2008 in Blog

Keşke o gün orada hatırlayamadığım ama kalbimi tamam eyleyen şeyi bir kalıba dökmek, herkese gösteren bir işarete dönüştürmek niyetimden vazgeçmeyi başarabilseydim. Kelam yanımı feda etmeyi, hal ile yetinmeyi bilebilseydim.

Ah be nedeni olmayan neden!

Gönül akortumu yapmak için ruhumu ve kalbimi nadasa mı bırakmalıyım?

Aşkla geçeriz halden hale

Takılmadan ne surete ne söze!

 
0

Canımı veririm..

Posted by TheSaint on Sep 18, 2008 in Blog

 

Şems-i Tebrîzî hazretlerinin gitmesi Mevlânâ’yı çok üzdü. Günler geçtikçe ayrılık acısına sabredemiyor, kendisinde tahammül edecek bir hâl bırakmıyordu. Şems’in ayrılık hasreti ve muhabbeti ile yanıyordu. “Şems! Şems!” diyerek ciğeri yakan kasîdeler söylüyor, göz yaşlarıyla dolu yazdığı mektupları Şam’a, Şems-i Tebrîzî hazretlerine gönderiyordu. Eğer bir kimse; “Şems-i Gördüm.” diye yalan söylese, ona müjdelik olarak üzerindeki elbisesini verirdi. Bir defâsında birisi; “Şems-i Tebrîzî’yi Şam’da gördüm. Sıhhati yerindeydi.” dedi. Mevlânâ, ona elinde bulunan ne varsa hepsini verdi. Orada bulunanlardan biri; “O, Şems-i Tebrîzî’yi görmedi. Yalan söylüyor” deyince, Mevlânâ da; “Ona verdiğim bu elbiseler, sevdiğimin yalan haberinin müjdesidir. Onun hakîkî haberini getirene canımı veririm.” diye cevap verdi.

 
0

Yusuf öldü..

Posted by TheSaint on Sep 18, 2008 in Blog

Aşk ne demek?

Yağmur ne demek?

Bilmeyene onca emek

Su susarsa su akarsa

Varsa aksa aksa

Koşarak gelen

Uçarak gelen

Yanarak gelen

Severek gelen

Bir türlü derde giren

Ayrılık ve elemi bilen

Kemençe’nin en kızgın telinde Cennet muştusu bekleyen

En keskin harfin ucunda soluklanmak isteyen

O çizginin ötesinde en masumu isteyen

Taşı ve taşıyana emekleyen

Bir ağaç ve bir ömür

Bir gönül ve bir kuyu

Bir gece ve bir taş

Kudüs ve mukaddes

Soğuk ve ateş

Çok aradım…Ne kuyular kaldı

Ne de gönül olukları

Nefesini solukları

Buldukları ve bulamadıkları

Yıldızları ve yoklukları

Ne şın ne alef bet

Ol derse olur elbet

Harına ve dehrine

Gül ü gülşenine

Bahrine ve berrine

Can u tenine

Düşen ateşine

Derdime

Gönlüme

Medet ….

himmet

Berdüs selam olsun

Vav da vaveyla dolsun

Kan dursun

Figan sussun

Vursun

sun

sun..

Gel dedin geldim işte

Canım ve nefesim avucumda

Boynun bükük

Süklüm büklüm..

Ölüp ölüp dirilip

Ruhumu hoyratlara verip

Olanı ve olmayanı derip

Geldim işte..

Ümidim ve ışıltım..

Canım ve canınım..

Nefesin varsa var hayatım!

Copyright © 2010 Serendipity All rights reserved. Theme by Laptop Geek.