Posted by TheSaint on Dec 31, 2007 in
Blog
 
Diyarbakır gittiÄŸimde ilk hissettiÄŸim ÅŸehrin ve dolayısıyla insanların hüznüydü. Bu hüzün ÅŸehirin surlarına da yansımıştı. Kibir en sevdiÄŸi günah deÄŸil miydi Åžeytan’ın ve dünya’nın her tarafını sarmıştı.
Diyarbakı surları yapılırken bir usta ve kalfası en güzel burcu kimi yapacağı üzerine iddiaya tutuÅŸmuÅŸlar. Surların en güneyine Yedi KardeÅŸ Burcu’nu yapan usta ile hemen yakınında Evli Beden Burcu’nu bitiren kalfa, halkın deÄŸerlendirmesi için burcunun üzerine çıkıp ustasına sorar: Ben mi Sen mi? Ancak usta, kalfasının sanatının üstünlüğünü kabullenerek kendini surlardan aÅŸağı atmış. Ustasının ölümüne dayanamayan kalfa da onun ardından atlamış.
O günden beri bu burc Ben u Sen adıyla anılmaktadır.
Kibir öldürür mü?
Posted by TheSaint on Dec 30, 2007 in
Blog

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduÄŸunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Orhan Veli
Posted by TheSaint on Dec 28, 2007 in
Blog

Yusuf
Üç cin tarafından yedi yaşında
Kaçırılarak karışmış oldu kırklara.
Haz ciniydi ilk göz koyan: Kızguran derlerdi ona
Öyle bir cindi ki canın tam ortasında
Bu dünya, öte dünya
Nerelerden geçiyorduysa ikisi arasındaki çizgi
Yoktu ayrım yerini bu yaratıktan daha iyi bileni
Çocuklukla, gençlikle, yaşlılıkla
Geçen ömrü içinde dağılır ve toparlanırken insan
Hep duyulan haz cininin kopardığı gürültüden başka bir şey değildi.
Hazzı ne dışından, ne içinden tavsif edebilirsiniz
Hazdır
Dünyalar sanmayın bizi içine çeken
Hazdır dünyalardan bütün emdiğimiz
Daha başından beri
Henüz cenin iken biz
Kalbin de cesameti belli belirsiz iken
Hangimiz hazzın bize neler ettiğini bilmeyiz?
O cin hiç uğramamış olsaydı semtimize
Bize hiçbir şey yapmamış olsaydı o haz doğuran
Erişmek fikri asla doğmayacaktı içimizde
İyi olsun, kötü olsun neye yöneldiysek
Aklımız başımızdayken veya delirdiğimiz zaman
Canımız susmayı ve konuşmayı çektiğinde
Oraya hepimizden önce varmış olurdu Kızguran.
Canı hazla tanıştıran işte bu cindi
Bu cindi Yusuf’u kaçırma iÅŸinde ÅŸebekenin başını çeken
Peki, neden Yusuf? Ve kaçırma neden?
Derinlik kelimesi
Bu bapta işimize yarıyor
Åžimdi size
Hüsnü Yusuf’tu o
Güzellik timsaliydi desem
Bilirim söylediğim tartışma açmaktan öteye geçmez
Kime göre güzellik?
Çağlar içinde konulmuş mu bir kanun?
Hem nerede görülmüş
Tek başına güzellik
Kendi ayakları üzerinde dursun?
Şehvet, hüsran, hatıra, mukavemet
Bunların çarkına kapılanda
Bir güzellik doğuyor
İnsanlar hep böyle şeylerin yedeğinde buluyor güzelliği
O sebepten ola ki
Güzel yine de güzel solarken bile.
Çünkü her soluş merhamet uyandırıyor
Çünkü merhametti ona önceden rengi veren de.
Yasasız ve solup giden
Bir güzellik deÄŸildi Yusuf’un güzelliÄŸi
Yoktu tabiattan ve tarihten tanış olduğumuz
Hüsnü Yusuf’u yeden hiçbir duygu.
Hüsnü Yusuf o Hüsnü Yusuf’tu ki yanı başına
Yalnızca en gerekli şey konulmuştu
Ne duygu, ne ihtiras, ne düşünce, ne mükemmel bir mantık..
Derinlikti Yusuf’u güzel kılan
Gerçekte Âdem soyuna ait olmayan
Ve sanki bir yeminle onlara hep bağlı kalan
Derinlik.
Derinlikti Yusuf’la var oluÅŸun bağını kuran
Bu çocuğun yüzünden başka yüzlere yansıyan şey
O bir engin ezinti, bir terennüm gibi
Devam
Diyordu devam etsin devam etse gerek
Derinlikten cayılmasın
Kopsun kıyamet.
Bu çocuk ne giyerse giysin
Giysilerin üzerinde duruşu
Neye dokunursa dokunsun ona ellerini
Yerle göğün bağlacına ermiş gibi sunuşu..
Ya rabbi, bu derinlik ne demek oluyor?
Başını çevirirken bu çocuk
Sanki affı muhakkak bir günah
Saklıyor.
Esrar dolu kimine göre belki bu baş
Ama bilgelik güdümüyle Yusuf’a bakarsanız
Sırların güzelliğini görürdünüz
Güzelliğin sırlarıyla sarmaş dolaş.
İsmet Özel
Posted by TheSaint on Dec 22, 2007 in
Blog

          Â
Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar,dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak gözlerine,sığınmak bir akşamüstü
Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Â
Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu,uçarı koşmak seninle
Elini avcumda bulup yitirmek
Sığınmak ellerine bir gece vakti
Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
Â
Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bin kaygı,binbir soruyla
Bitmeyen bir şarkı,dudağında bir yarım ezgi
Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu
Â
Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
Â
Â
Zülfü Livaneli
Posted by TheSaint on Dec 22, 2007 in
Blog

Ne görüyorsunuz, aynalar ve yazılar deÄŸil mi? Ya ötesi…. Ancak görenler için vardır.