Posted by TheSaint on Apr 26, 2007 in
Blog
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eÄŸri
Aynalar akrep meleÄŸi
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Åžuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca’da Emirgan’da
Kandilli’nin kurÅŸuni ÅŸafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
SEZAİ KARAKOÇ
Posted by TheSaint on Apr 24, 2007 in
Blog
I
We are the hollow men
We are the stuffed men
Leaning together
Headpiece filled with straw. Alas!
Our dried voices, when
We whisper together
Are quiet and meaningless
As wind in dry grass
Or rats’ feet over broken glass
In our dry cellar
Shape without form, shade without colour,
Paralysed force, gesture without motion;
Those who have crossed
With direct eyes, to death’s other Kingdom
Remember us — if at all — not as lost
Violent souls, but only
As the hollow men
The stuffed men.
II
Eyes I dare not meet in dreams
In death’s dream kingdom
These do not appear:
There, the eyes are
Sunlight on a broken column
There, is a tree swinging
And voices are
In the wind’s singing
More distant and more solemn
Than a fading star.
Let me be no nearer
In death’s dream kingdom
Let me also wear
Such deliberate disguises
Rat’s coat, crowskin, crossed staves
In a field
Behaving as the wind behaves
No nearer –
Not that final meeting
In the twilight kingdom
III
This is the dead land
This is cactus land
Here the stone images
Are raised, here they receive
The supplication of a dead man’s hand
Under the twinkle of a fading star.
Is it like this
In death’s other kingdom
Waking alone
At the hour when we are
Trembling with tenderness
Lips that would kiss
Form prayers to broken stone.
IV
The eyes are not here
There are no eyes here
In this valley of dying stars
In this hollow valley
This broken jaw of our lost kingdoms
In this last of meeting places
We grope together
And avoid speech
Gathered on this beach of the tumid river
Sightless, unless
The eyes reappear
As the perpetual star
Multifoliate rose
Of death’s twilight kingdom
The hope only
Of empty men.
V
Here we go round the prickly pear
Prickly pear prickly pear
Here we go round the prickly pear
At five o’clock in the morning.
Between the idea
And the reality
Between the motion
And the act
Falls the Shadow
For Thine is the Kingdom
Between the conception
And the creation
Between the emotion
And the response
Falls the Shadow
Life is very long
Between the desire
And the spasm
Between the potency
And the existence
Between the essence
And the descent
Falls the Shadow
For Thine is the Kingdom
For Thine is
Life is
For Thine is the
This is the way the world ends
This is the way the world ends
This is the way the world ends
Not with a bang but a whimper.
Posted by TheSaint on Apr 21, 2007 in
Blog
Uzun zamandan beri keyifle dinlediÄŸim parçalardan birisi de Marcel Khalife’nin bestelediÄŸi Asfur ÅŸarkısıdır. Bu ÅŸarkı Türkiye’de KardeÅŸ Türkülerin’in çıkardığı bir albümde tanınmıştır. Marcel bir çok kereler bu ÅŸarkıyı özgürlükleri elinde alınmışlara ithaf ettiÄŸini söylemiÅŸtir. Ben bu ÅŸarkının hem Arapça hem de Türkçe anlamını ezbere bilecek kadar çok dinliyorum. Sizinle Türkçesini paylaÅŸmak istedim. Gerçekten sevdiÄŸim birisi bu ÅŸarkının Türkçe sözlerini duymak istemediÄŸini söylemiÅŸti..Büyüsünü bozmadığımı umuyorum.

Bir kuş baktı pencereden
“lûlû” diye seslendi
“beni yanında sakla, sakla beni
Ne olursun lûlû.”
“sen neredensin?” diye sordum ona,
“göğün sınırından” dedi
“nereden geliyorsun?” diye sordum,
“komÅŸunun evinden” dedi
“kimden korkuyorsun?” diye sordum,
“karga kafesinden” dedi
“tüylerin nerede?” diye sordum,
“zaman uçurdu” dedi
Bir damla gözyaşı süzüldü yanağından,
Kanatları büküldü
“yere saÄŸlam basıp kendi yolumda yürüyeceÄŸim” diyordu
Onun yaralı hali gibi
Kalbimin yaraları da acı veriyordu bana
Zindanın demirlerini kıramadan
Kesildi sesi, kırıldı kanatları
Yürekleri bir kuÅŸ gibi ürkek ürkek kanat çırpanlar için bu ÅŸarkıyı dinleyin lütfen…
Posted by TheSaint on Apr 18, 2007 in
Blog

Carpaccio
Bir rüya görüyorum ama bitirmiyorum,
Gözlerimi sımsıkı kapatıyorum..
Açmıyorum, açmayacağım..
Tabirini vermeye Yusuf gelmeyecekse,
Her rengi bir yaÄŸmur tablosu gibi eriyecekse,
Bütün lezzetler elem olacaksa,
Güzel bir son bulmayacaksa,
Uyandırmayın beni…
Gece yeni başlamışken
Alice gelmiş harikalar diyarından
Şimdi ne gözlerine bakınca eridiğimi,
Ne ruhumun seninkinin peşine takılıp gittiğini,
Ne de bir su olup sana doğru aktığımı
Ne de rüzgarlarda bir kuş tüyüyle uçtuğumu
Söylemek mümkün deÄŸil artık…
Küçülüyorum küçücük küçücük kalıyorum
Çimenler Selviler kadar uzamış;
Mutluluk önden gidiyor ben onu kovalıyorum
İçimde bir his var
İçimde biraz ar…
İçim ruhuma biraz dar,
Elini tutmak için soluk soluğa
Koşuyorum küçük adımlarla
Duruyorum gözlerim göremeyince seni
İç çeke çeke ağlıyorum
Oyuncağı alınmış çocuklar gibi
Annesinden ayrılmış yavrular gibi
Ya da bir annenin evladından ayrılışında ağladığı gibi..
Sen eğer bir ağacın arkasından çıkmayacaksan,
Uyanmak istiyorum..
EÄŸer yeniden ellerini uzatmayacaksan bana,
Gözlerime yeniden kalbinle bakmayacaksan.
Ellerinle yüzümü tutup beni seyretmeyeceksen..
Sıcaklığını hissetmeyeceksem..
Kahveyi seninle yudumlamayacaksam..
Yağmurlu bir günde şemsiyeyi paylaşmayacaksak..
Ben hayalinle yaşama ümidi için
Ümitlerimi sevebilmek için
Rüyalarımın güzelliği için..
Senin için uyuyacağım, hiç uyanmayacağım….
`Who can map out the various forces at play in one soul.’ Saint Augustine
`Hope is a waking dream.’ Aristotle
Posted by TheSaint on Apr 15, 2007 in
Blog

Gün doğarken deniz kızlarının çağrısına uydum
Dalgaların gün ışığıyla
Nasıl kayaları okşadığını duydum..
Bir martı pervane gibi dalarken suya ben de hayallerine daldım..
Seni ÅŸehire benzettim..
Öylece BoÄŸaziçi’ne yatmış…
Saçlarını dalga dalga uzatmış..
Gözlerini Eyüb’e benzettim cıvıl cıvıl hep neşeli
Çok zaman oldu ben bakarken kendimden geçeli
Sesinde martıların sesi,
Fener’de camdan cama konuşmaların sıcaklığı
Ne zaman üşüse ruhum bedenimde,
Seninkinde arar yakınlığı…
Kokun ah o kokun….
Ne Mısır çarşısının baharatları
Ne de Üsküdar’ın attar dükkanları
En yakını belki de ıhlamur ve iğde dalları
En üstünde Yasemin’in çiçekli yaprakları
Ellerin İstanbul’un rüzgarları kadar yumuşak
Saçlarımı okşasan ve dağıtsan benimle konuşarak
Hani rüzgar da öper ya, insanları yüzlerinden
Hani öyle bir nefes olur ya içlerinden..
İşte öyle bedenime deÄŸil, ruhuma dokunarak…
Dudakların bir Erguvan gibi yakıyorsa gözlerimi
BoÄŸazın akıntıları ve Kudüs gecesinin soÄŸuÄŸu…
Bir onlar bir de bendenin kesilen soluÄŸu
Dudakların üzüm buğusu
Dudaklarında şarap kokusu
Hayatımın ve kalbimin büyüsü süslüyor sözlerimi
