Kafeinsiz kahve ve Žižek

Bana da böyle bir başlık yakışırdı sanırım. Onca önemli detayı atlayıp , kafeinsiz kahveyi en üste oturttum. Ben Slavoj Žižek’in ilginç bir karakter olduğunu düşünenlerdenim. Yine de düşünülerek dikkatle okunulması gereken bir akademisyen. Bir felsefe grubun’da kısa özgeçmişi şöyle yazılmıştır:

Slavoj Žižek (d 21 Mart 1949 Ljubljana, Slovenya) Ljubljana’da Felsefe alanında doktorasını yaptı, özellikle Alman idealist felsefesi üzerine çalıştı. Paris Üniversitesi’nde psikanaliz (ruh çözümleme) dersleri aldı. 1970’li yıllarda Paris’te Jacques Alain-Miller ile tanıştığı ve onunla psikanaliz alanında çalıştığı bilinmektedir Lacancı psikanaliz üzerine yoğunlaştı ve Mladen Dolar, Alenka Zupancic, Reneta Salecl gibi isimlerle birlikte etkili bir entelektüel grup oluşturdu. Žižek’in psikanaliz ile sinema eleştirisini, felsefe ile popüler kültürü, ideoloji teorisi ile politik gündemi birarada okumaya dönük bir düşünce girişimi içinde olduğunu söylemek yanlış olmaz

Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra Slovenya’nın bağımsızlığı ve totaliter rejimin yıkılması süreçlerine aktif olarak katıldı 1990 yılındaki Slovenya cumhurbaşkanlığı seçimlerine Slovenya Liberal Demokrasi Partisi’nden aday olarak katıldı Halen Ljubljana Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nde öğretim üyesidir

Žižek, Marksist kültür çözümlemesini felsefe ve psikanaliz kuramı ile birlikte popüler kültür unsurlarının analizinde kullanmaktadır Hollywood sineması, psikanalitik teori, güncel politik tavır ve gündelik hayatta gizli totalitarizm, yazarın kitaplarında ele aldığı belli başlı temalardır. Žižek, esas olarak Marks-Hegel-Lacan-Popüler kültür alanlarında içiçe geçen analizler üretir Bunlar kuramsal olarak derinlikli ve çok yönlü analiz metinleridir ve özellikle felsefe ile güncel politika arasında temas arayışının bir sonucudur

Žižek, Jacques Lacan üzerindeki popüler kültür çalışmalarıyla da bilinir Fundamentalizm, tolerans, politik doğruluk, küreselleşme, öznellik, insan hakları, Lenin, mitoloji, siber alem (sanal alem), postmodernlik, çok kültürlülük, David Lynch ve Alfred Hitchcock gibi sayısız konu üzerinde yazar

Türkçe’ye çevrilen eserleri:

  • Gülünç Yücenin Sanatı: David Lynch’in Kayıp Otoban’ı Üzerine, 2001
  • İdeolojinin Yüce Nesnesi, 2002
  • Kırılgan Temas, 2002
  • Yamuk Bakmak, 2004
  • Ödünç Alınan Irak Çaydanlığı, 2004
  • Lenin Üzerine, 2004
  • Gıdıklanan Özne, 2005

Žižek, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün davetlisi olarak geldi. Konferans sonrasında gazeteciler röportaj talebinde bulundular. Taraf gazetesinde yayınlanan metin aşağıdadır. Tuğba Tekerek tarafından yayınlanan bu röportajın ilginizi çekeceğini zannediyorum.

“Toprak sahibi, zaten zor koşullarda yaşayan köylülerin ücretini daha da düşürür. Meydanda toplanan köylüler “Ama çocuklarımız açlıktan ölüyor” diye karşı çıkınca, “Para yok para. Söylediklerimi duymuyor musunuz? Kulağınız yok mu?” diye bağırır. Bunun üzerine köylülerden biri elindeki orakla kulağını keser “Benim yok” der.

Slavoj Zizek önceki gün Boğaziçi Üniversitesi’nde ideoloji ve ona karşı duruşu anlatırken verdiği örnekler arasında Bernardo Bertolucci’nin bir filminde geçen bu sahne de vardı. Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Encore Yayınları’nın düzenlediği Post-İdeolojik Dünyada İdeoloji başlıklı konferansta Zizek Matrix’ten Beşir’le Vals’e onlarca filmden, Stalin’den Irak Savaşı’na, dünyanın hâl ve gidişatından bahsetti.

Marks, Hegel ve Lacan geleneğinden gelen Zizek, kendisini bir Marksist olarak tanımlıyor, konuşmasında kimi zaman “Ben bir narsistim” diyor. İdeoloji, kapitalizm, din, çokkültürcülük gibi konularda önemli teorik katkıları olan Zizek, popüler kültür okumaları yapıyor. Postmodernizmi eleştiren, Lenin’i diriltmekten bahseden Zizek, bugün solcuların da ilgiyle takip ettiği düşünürlerin başında geliyor. 1949 doğumlu Zizek halen Slovenya Ljubljana Üniversitesi’nde dersler veriyor. Zizek’le yaptığımız özel söyleşi ve konferanstaki konuşmasından bazı bölümler şöyle:

Twitter’la başım dertte

» Sizin vasıtanızla duyurmak istiyorum, ne Twitter’da ne de Facebook’taki Zizek’ler benim. Bu durumdan nefret ediyorum çünkü özellikle Twitter’daki “Zizek speaks” adlı kişi beni çok iyi taklit ediyor. Ama, bunun bile olumlu bir yan etkisi olabilir. İnsanlar “Twitter’daki kişi gerçekten Zizek mi değil mi?” diye şüphe etmeye başladıklarında kendilerine sunulan şeyi sorgulamış olacaklar.

» Korkmayın, size “gerçek diye bir şey yoktur” şeklindeki saçma sapan postmodern yaklaşımdan bahsetmeyeceğim. Lacan’ın harika bir sözü vardır: “Gerçeğin kurgusal bir yapısı vardır.”

Rüyana sahip çık

» Bizde de sizdeki gibi kendine toplumda önemli bir rol atfeden bir ordu var. Askere gittiğinizde “Vatanım için hayatımı feda edeceğime yemin ederim” diye bir kâğıt imzalatıyorlar. Bir arkadaşım “Bu bir emir mi, yoksa yemin etmemek gibi bir seçeneğim var mı?” diye sormuş. Karşısındaki subay “Gönüllü olarak yemin etmek zorundasın” demiş. En sonunda arkadaşım imzalamış ama altında subayın şu notuyla birlikte: “Ben ordu adına, gönüllü olarak yemin etmeni emrediyorum”. İşte size bir seçme hakkı veriliyor gibi görünüyor, ama aslında seçim özgürlüğümüz yok. İdeoloji budur.

» Starbucks kahvesi alırken kahveden çok daha fazlasını satın alıyorsun aslında; etik ticaret falan filan. Organik gıda alırken de aslında bir ideoloji satın alıyorsun. İktidar kendisini ancak bizim rüyalarımız aracılığıyla yeniden üretebilir. İktidarın bize hâkim olabilmesi için arzularımıza sızması gerekir. Kurtuluşun ilk adımı bu: “Rüyalarımıza sahip çıkmak.”

Bana kafeinsiz komşu lütfen

» Çokkültürcülükle, bir kültür diğerine saygı göstermeli gibi şeyleri kastediyorsanız, tabi ki bunu destekliyorum. Ama ideolojinin oyunu buradadır işte. Şeyler, aslında yalnızca o şeyler değildir. Meseleye daha yakından bakalım. Bugün hangi ürünlere rağbet artıyor? Ürünü, içinde o ürün yapan zehirli madde olmayanlara, örneğin alkolsüz bira, kafeinsiz kahve, yağsız çikolata, çokkültürcülükte benim her zaman şüphe ettiğim şey şudur; komşuyu, ‘öteki’ni istiyoruz ama kafeinsiz olarak, hoşgörü kisvesi altında hoşgörüsüz davranıyoruz. Asıl zor olan ‘öteki’ni ‘gerçek öteki’ olarak kabul etmektir.

Mücadelede dayanışma

» Sorunların çözümünün kolay olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Burada benim görebildiğim tek çözüm, mücadelede dayanışma. İsrail hükümetinin yerinden etmeye çalıştığı Filistin köylerinde İsrailli lezbiyen punk genç kadınlarla başörtülü, muhafazakâr Filistinli kadınların dayanışması gibi. Bu bence sihirli bir şey, ütopya gibi. UNESCO’nun sıkıcı kültürler dayanışmasına inanmıyorum. Mücadelede dayanışmaya inanıyorum.

» Bir Marksist olarak şunu söyleyebilirim, “Felsefeciler sadece dünyayı yorumladı, biz değiştirmeliyiz” tezi 20. yüzyılda doğruydu. O dönemde dünyayı değiştirmek için çok fazla uğraştık, şimdi biraz daha fazla onu anlama zamanı. Bir şeyler oluyor bugün. Gerçekte neler olduğunu bilmiyoruz. Birkaç yıl önce New York’ta bir laboratuvarda farenin beynini bilgisayara bağladılar ve onun adımlarını kontrol edebildiler. Yepyeni bir çağda yepyeni problemlerle karşılaşıyoruz. Biyogenetik, ekoloji, fikri mülkiyet… Her şeyi yeniden tanımlamak zorundayız. “İnsan olmak ne demektir”ten başlayarak.”

Share

Sen Nesin?

Dün akşam dostlarımızla yemekte isimlerden ve soyadlarından bahsettik. Ben de Aziz Nesin’in bu satırlarını okumamış olanlarla paylaşayım istedim.

1934 yılında soyadı kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı.Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı..Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar.Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine ‘çevikel’ soyadını almıştı.Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğ im bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.

Aziz Nesin

Share

Açılım’ın mekaniği ya da “Açılımda yanıtlanacak 45 soru”

Açılım konusunda kendi duruşumu göstermek için yazmıyorum bu yazıyı. Eğer sürecin başında sorulması gereken bazı sorular ihmal edilmişse, ilerleyen zamanda projenin bu yönleri hep eksik kalacaktır. İlerleyen evrelerde bu eksiklerin ortaya çıkardığı problemler, beklenmedik gelişmeleri tetikleyebilir. Bu düşünceler içindeyken sorularıma cevap veren Sabancı Üniversitesi’nden Uyuşmazlık Analizi ve Çözümü Programı’ndan Doç. Dr. Nimet Beriker‘in Radikal gazetesinin yorum köşesine yazdığı yazıyı gördüm. Gözden kaçırmış olabileceğiniz düşüncesiyle burada dikkatinize sunuyorum.

acilim copy

Açılımda yanıtlanacak 45 soru

NİMET BERİKER

Yorum / 04/12/2009

Uzlaşma ve barışma süreci, çatışmanın yıllar içinde ortaya çıkardığı başka bir sürü meseleyi, aktörü, süreci de kapsamak zorunda. Şu haliyle açılımın iki ana meşru aktörü AKP ve DTP olarak görünüyor. Süreç tabii ki bu iki aktörün dışındaki siyasi aktörleri, güvenlik güçlerini sivil toplum kuruluşlarını, iş çevresi, medyayı, sanatçıları akademisyenleri, yerel yönetim, cemaat liderlerini kısaca toplumun her kesimini ilgilendiriyor

Kürt açılımı, demokratik açılım, veya milli birlik projesi, adı ne olursa olsun, Kürt meselesine kalıcı çözüm arayışı bu yeni şekliyle Türkiye’de bir ilk. Açılım süreci iktidar partisinin DTP’nin mecliste olmasını ‘nihayet’ fırsat olarak algılaması, ve özellikle uluslararası ve bölgesel koşulların da olgunlaşması ile hızlı bir şekilde Türkiye’nin siyasi gündemine girdi. Toplumsal barışın sağlanması, Kürt sorunu gibi uzun soluklu çatışmalarda, düşünüldüğünden çok daha karmaşık, meşakkatli ve hassas bir sürece karşılık geliyor. Zira, bu tür sorunlarda,

sosyal mutabakat, sadece çatışmayı ortaya çıkaran koşulların ve bugünlere gelinmesine neden olan sürecin geriye sarılması ile mümkün değil.

Uzlaşma ve barışma süreci, çatışmanın yıllar içinde ortaya çıkardığı başka bir sürü meseleyi, aktörü, süreci de kapsamak zorunda. Şu haliyle açılımın iki ana meşru aktörü AKP ve DTP olarak görünüyor. Süreç tabii ki bu iki aktörün dışındaki siyasi aktörleri, güvenlik güçlerini sivil toplum kuruluşlarını, iş çevresi, medyayı, sanatçıları akademisyenleri, yerel yönetim, cemaat liderlerini kısaca toplumun her kesimini ilgilendiriyor. Irak’ı, Kürt diyasporasını, PKK’yı, İran’ı AB’ yi, ABD’ yi de bu denkleme katmak gerek. Aşağıdaki sorular barış sürecinin karmaşık yapısına dikkati çekmek için, AKP ve DTP yetkililerinin ayrı ayrı (veya birlike) cevaplayabilmeleri ve hazırlıklarında bu konuları da göz önünde tutmaları beklentisi ile hazırlanmış bir çeşit farkındalık listesi. Sorular, özellikle, kamuoyunda ağırlıklı olarak tartışılan yasal ve yapısal arka plan ve güvenlikle ilgili konulara değil, sürecin değişken yapısına, grup ve birey bazında etkileşim dinamiklerine odaklanıyor.

Değişken koşullar ve çözüm süreci (sosyal, toplumsal düzey)

1. Siyasi, ekonomik, ve yasal tedbirleri içeren, yukardan aşağıya sürdürülen, genel bir siyaset girişimi mi, yoksa sokaktaki insanın da kendi kaynaklarını sürece aktarabildiği aşağıdan yukarıya uzanan toplumsal bir etkileşim süreci mi?

İkisi de mi?

2. Değişken koşulları, dinamik ortamı değerlendirmek ve yönlendirmek üzere ön hazırlıklar mevcut mu? Siyasi iç koşullar bu açılımı destekleyecek yönde mi? Ergenekon davası, parti kapatma, yaklaşan seçimler, kriz, diğer açılım süreçleri Kürt açılımını nasıl etkiler?

3. Takvim gerekiyor mu? Ucu açık bir süreç mi? Taraflar bu konuda hemfikir mi?

4. Bu yönde kamuoyu desteği mevcut mu? Kamu oyunda baskın eğilimler neler? Bu eğilimleri ifade etmek için kullandıkları dil ve araçlar nedir?

5. Günlük siyaset yapma dili ile barış süreci yönetilebilir mi?

6. Toplumun değişik kesimlerinde ortaya çıkan ‘soysal çatışma’ eğilimi için ne tür önlemler düşünülüyor? Burada ortak tavır, hareket için taraflar bir araya gelecekler mi?

7. Karşılıklı alınan güven arttırıcı önlemler neler? Bu konuda ortak bir çalışma yapıldı mı? Cevap hayır ise, nerede ve ne zaman yapılacak?

8. Bu girişimde şeffaflık/gizlilik oranı nedir?

9. Medyanın ve sivil toplum örgütlerinin, sanatçıların, iş dünyasının, cemaat liderlerinin, akademisyenlerin, kadın hareketlerinin bu girişime katkısı ne olur?

10. Bu paydaşlar arasında ve içinde ortak karar alma ve hareket etme geleneği var mı? Bu yetkinliği oluşturmak için hangi kişi, süreç ve bilgiye ihtiyaç var ?

11. Konuyla ilgili daha önce var olan girişimler (örn. aydınlar grubu) sürece nasıl dahil edilecek?

12. Çatışmanın yarattığı yeni olgular, uyuşturucu, fuhuş, göç, haraç, köy korucuları, akaryakıt kaçakçılığı, para aklama mekanizmaları, topluma yayılan şiddet kültürü, farklılıklara tahammülsüzlük, kadın haklarındaki gerileme ve gençlik sorunları ile nasıl ele alınacak?

13. Bu sürece doğrudan veya dolaylı müdahil olan üçüncü taraflar, aracılar (yerel, bölgesel, uluslar arası) kimler? 14. Üçüncü taraflar (yerel, bölgesel ve uluslararası) hangi amaçlarla bu denklemin içinde bulunmakta. Gidişatın dinamiğini değiştirme güçleri neler? Onlarla olan ilişkileri kim hangi yönde etkiliyor?

15. Hangi bölgesel, uluslararası, gelişmeler bu süreci destekler/köstekler?

16. Tarafların elde etmek istedikleri en iyi sonuç nedir? Somut ve soyut sonuçlar ne olabilir?

17. Tarafların razı olacakları en iyi sonuçlar nedir?

18. Bu süreç yürümezse tarafların ellerindeki en iyi alternatif oyun planı nedir? Bu alternatifin maliyeti nedir?

Taraflar arası/içi etkileşimler (grup ve örgüt düzeyi)

19. Taraflar arasındaki güç dengeleri ne durumda? Sorunların barışcıl çözümü için gerekli bilgi, beceri, tecrübe, siyaset üretme yetkinliği nasıl bir dağılım gösteriyor?

20. Açılımın aksak gitmemesi ve yolda kalmaması için daha donanımlı ve tecrübeli taraf kaynakları daha az olan kesimlere (karşı taraf olmalarına rağmen) yol, yöntem, bilgi

(güç) aktarımında bulunacak mı? Cevap evetse, bu doğrudan yapılamayacağına göre bu rolü hangi üçüncü taraflar üstlenecek?

21. Bu girişimler sadece yapısal özellikler mi gösterecek (siyasi haklar, demokratikleşme hukuki düzenlemeler iktisadi önlemler) ilişkisel boyut da (algılar, önyargılar, güven vb. ile ilgili girişimler) göz önüne alınacak mı?

22. Taraflar kendi içlerindeki radikal gruplarla nasıl bir ilişki yöntemini benimseyecekler? Bu kesimleri

kazanmak için ne yapılabilir? Hangi uçlar uç olarak kalabilir?

23. Süreci baltalama girişiminde bulunacak kesimler kimler? Hangi istenmeyen olaylar öngörülebilir bunlarla ilgili ne tür önlemler alınmalı?

24. Süreci bozacak gelişmelerle baş etmek için taraflar kendi uçlarına en yakın kesimlerinden (örneğin dağdan inenlerden, şehit yakınlarından) yardım alabilecekler mi?

25. Çatışmanın tavan yaptığı dönemlerde ister istemez yok olan ılımlı aktörler, gruplar nasıl tekrar oyuna dahil olacaklar? Ilımlı aktörler hangi yapıcı rolleri üstlenebilir?

İletişim, örgütlenme

26. Konuyla ilgili bilgi ve tecrübe transferleri hangi iç ve dış kaynaklardan sağlanacak? ‘Benchmarking’- örnek uzlaşma vakalarının değerlendirmesi yapılacak mı?

27. Taraflar arasında aynı meclis çatısını paylaşma dışında gerektiğinde birlikte çalışma kültürü, bilgeliği ve

mekanizmaları var mı?

28. Bu süreç kaç kulvardan yürütülecek? Örgütsel, yerel, bölgesel, uluslararası düzlemlerin birbirleri ile olan ilişkileri, ve bunlar arasında koordinasyon kimler tarafından sağlanacak?

29. Örgütsel, yerel, bölgesel ve uluslararası düzlemlerin her birinde kişi, grup ve toplumsal düzeylerde alınması gereken önlemler, girişimler neler?

30. Konuyla ilgili açıklama yapma yetkisi kime/kimlere verildi? Nasıl bir organizasyon şeması ve iş bölümü yapıldı? Her grubun, gerektiğinde manevra kabiliyetini, arttıracak iyi adamı ve kötü adamı kim.

31. Bilgi akışı nasıl sağlanacak? Bilgi, görüş, olay karmaşasında karışan kafaları toparlamak, temel bakış açılarını ve ön kabulleri hatırlatmak, dağılan perspektifleri hem toplumsal hem de bireyler özelinde yeniden resmetmek görevi kime düşecek?

32. Kurumlar arası ilişkileri kim koordine edecek?

33. Bilgi kirliliği ve çarpıtılması durumunda devreye sokulacak

mekanizmalar neler?

Psikolojik ve teknik arka plan (birey genelinde)

34. Bu açılımın psikolojik alt yapısı nasıl oluşturulacak? Olumlu, yapıcı bütüncül bir psikolojik ortaklık yaratabilmek için nasıl bir dilin egemen olması gerekir?

35. Böyle bir ortaklığın yaratılması şiddet dilinin her safhada hakim olduğu bir sosyal dokuda olası mı? Buradaki dönüşümün

dilin ve onunla gelecek olan duygu,

düşünce, muhakeme, davranış, ve kuralları oluşturmak için hangi süreçler/aktörler devreye girmelidir?

36. Bireyleri esas alan adımlar ne olacak? Kin, nefret, yok etme, zulüm çekme, bedel ödetme, travma, ön yargılar, kalıp değerler, ötekileştirme, algının seçiciliği, olumsuz genellemeler, suçlama, kurban psikolojisi gibi duygular/olgular nasıl ele alınacak? Biz ve onlar ikilemi ile kurgulanan dünyalar hangi ortak paydalarda buluşacak?

37. Bireylerin barış ve uzlaşma konularında zaten var olan, henüz yitirilmemiş ortak değerleri, kültürleri neler?

38. Bireyler acılarını, hayal kırıklılıklarını, nasıl, nerede, hangi araçlarla, kime

ifade edecekler?

39. Bu sürece destek verecek insan kaynağı nedir? Yeteri kadar yetkin soysal hizmet görevlisi, psikolog, psikiyatrist, çatışma çözümü uzmanı, yerel şifa dağıtıcılar kimler?

40. Sorun paylaşım atölyeleri, önyargı farkındalığı çalıştayları, öncelikleri belirleme çalışmaları, ortak karar alma becerileri, sorun çözme grupları, proje eksenli ortaklıklar gibi süreçler katkı sağlar mı? Bunların yaygın ve etkin kullanımı nasıl gerçekleşir?

41. Uygun buluşma formatlarını değerlendirecek ve bu görüşmelerdeki

mikro süreçleri yönetecek uzman kolaylaştırıcı, arabulucu, süreç tasarım uzmanları mevcut mu?

42. Tarafların bir araya gelebileceği

fiziksel altyapı (salon, toplantı mekanı) var mı? Hangi kurumlar (sivil toplum kuruluşları, üniversite, yerel yönetim) bu olanakları sunabilir?

43. Memleketi satma/düşmanla

işbirliği suçlamalarına karşı geliştirilecek söylemler neler?

44. Savunmacı ve saldırgan güdüden çıkıp ilkesel duruşlar sergileyebilmek için grup liderlerine ne görevler düşüyor?

45. Zamanın ruhunun akışkanlığı ile ideolojik duruşların durağanlığı arasındaki temel çelişkiler nasıl aşılacak?

Share