Seviyorum susmanı

Seviyorum susmanı,yokluk gibisin çünkü,
sesim sana varmadan işitiyorsun beni.
havalanıyor gibi gözlerin yerlerinden
ve sanki bir öpüşle kapanmış gibi ağzın yeni.

Benim ruhumla dolu bütün nesneler gibi
yine benim ruhumla yükselirsin her şeyden .
Ruhuma benziyorsun , düş kelebeğimsin benim,
karasevda sözüne benziyorsun tıpkı sen .

Seviyorum susmanı ,uzaklıklar gibisin .
inler gibisin hem de kuğuran kelebeğim.
İşitiyorsun benim sesimi sana varmadan
Senin sessizliğinle ben de susayım derim.

Seninle konuşayım o senin yüzük gibi
yalın sessziliğinde, o lamba gibi parlak ,
gece gibisin sen de sessiz, yıldız içinde
Sessizliğin bir küçük yıldızdır senin,uzak

Seviyorum susmanı, yokluk gibidir çünkü.
Öyle uzak ,acılı ölüp gitmiş gibi sen .
Yeter o zaman bir söz,bir gülümseyiş bile .
Sevinirim ,başka şey yok öyle sevindiren

PABLO NERUDA

Share

Özledim seni

özledim seni…
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin…
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü…
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
”git artık” demek
”beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa”
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek…

Can Yücel

Share

Nefes ile gelip yel ile gidenler

Vaktiyle bir Sufi varmış. Kerameti o kadar enginmiş ki, İsa Peygamber’e bahşedilen nefese sahipmiş. Bu Sufinin tek bir talebesi varmış. Halinden hoşnutmuş. Daha fazla öğrencim, müridim olsun diye hırsları yokmuş. Ne var ki talebesi farklı düşünürmüş. İstermiş ki herkes hocasının izzeti ve kudreti karşısında şaşkına dönsün. Bu nedenle ondan yalvar yakar bir tarikat kurmasını ve pek çok mürit edinmesini istermiş.

“Eyvallah” demiş Sufi en nihayetinde . “Madem bu kadar çok istiyorsun, yapalım bakalım.”

O gün pazara gitmişler. Tezgahlardan birinde kuş şeklinde şekerler satılıyormuş. Sufi nefesini üflemiş, bir yel esmiş, şekerden kuşların hepsi can bulmuş, kanatlanıp uçmuşlar. Şehir halkının nutku tutulmuş, anında Sufi’nin etrafını sarmışlar. Hepsi kapısında mürit olmak için sıraya girmiş. Gel zaman git zaman öyle çok hayran toplanmış ki, eski talebesi hocasını doğru dürüst göremez olmuş.

“Efendim” demiş talebe günlerden bir gün. “Çok kalabalık olduk. Bir sürü insan var etrafınızda. Eskiden her şey daha iyiydi. Bir şey yapın. Hepsini gönderin ne olur.”

“Eyvallah” demiş Sufi. “Madem bu kadar çok istiyorsun, yapalım bakalım.”

Ertesi gün Sufi vaaz verirken yellenmiş. Müritleri bunu çok yadırgamış. İğrenerek oradan uzaklaşmışlar. Geriye bir tek eski talebesi kalmış.

Sufi sormuş: “Evladım sen neden diğerleriyle gitmedin?” Mürit cevap vermiş:

“Efendim, ben ilk yel ile gelmedim ki sonuncusu ile gideyim.”

(E.Şafak, Aşk, s. 354)

Share