Oct 16, 2016 - Blog    No Comments

Konserlere oradaydım demek için gitmek…

 

Uzun süreden beri sinemaya gitmek için iki kere düşünüyorum. Sinemada konuşanlar, dünyayı kurtarmakla yükümlü de zorla sinemaya getirilmiş gibi durmadan telefonlarını kontrol edenler, whatsapp’tan yazışanlar, vs, vs..

Elbette toplumun değişiminin önüne ben geçecek değilim. İletişim teknolojilerinin hızla arttırdığı bağlanmışlığın getirdiklerine de amenna… Ama bunu zevk için yapılan aktivitelerle birleştirdikleri zaman çileden çıkıyorum. İki tane festivalden farklı konserlere katılma cüretini göstererek belki bir şeyler değişmiştir diyerek iki – üç konsere gittim. Alkışlama problemini bir kenara bırakırsak, konseri dinlemek için gelmiş insanların küçük bir ekran arkasından bütün gösteriyi izlemelerine tahammül edemiyorum doğrusu. Fotoğraf çekmek, anı saklamak anlaşılır bir durumken bütün konseri parlak ekranlı akıllı telefonuyla kaydetmeye çalışanları ise anlayamıyorum. Belli ki bazı organizatörler konserin biletlerini tanıdıklarına, çalışanlarına ve eş-dostlarına dağıtıyorlar. Bilet var diye konsere gidenlerin rahatlığı her anlamda ve her noktada ortaya çıkıyor. Organizasyon firması en iyi yerin biletlerini hiç ilgisi olmayan insanlara dağıtınca ve onlar da zaman zaman konsere gelmeyince ortaya çıkan manzaranın absürtlüğünü gidermek hayli güç oluyor. Beleş biletin baldan tatlı olduğu bu günlerde..Bazı katılımcılarda sevmeselerde eşlerini ve dostlarını gayet alternatif sayılabilecek müzik türlerine sürüklediklerini için onlar da en yakın zaman geçirme aleti olan akıllı telefonlarına sarılıyorlar. Ben konser boyunca telefonundaki bütün fotoğraflarını düzenleyen kişileri gözlerimle gördüm. Konserin nisbeten karanlık ortamında o telefon ekranlarının ne denli sinir bozucu olduğunu anlatamam.

Öte yandan gittiğim son konser bir Jazz konseriydi, arkamızda oturan ve sürekli bizim koltuğumuzu tekmeleyen ablanın 5 yaşındaki çocuğunu (gelişmiş müzik zevki varsa demek) getirdiğine şahit oldum. Ne müzik sevgisidir ki, çocuğunu bırakacak kimse olmamasına rağmen Jazz konserine gelebilmişti. Çocuğu konser boyunca bizim koltukları tekmeledi ve kafamızda dolaştı ama tek kelime etmedi..Bir de tam arkamda gün yapmak yerine konsere gelmiş iki teyze vardı. Konseri NBA maçı havasında dakika dakika yorumladıkları için ve susmalarını ima eden bakışları da umursamadıkları için konser bana bir eziyet haline geldi. Yanımda oturan hanımefendi whatsapp’dan hiç nefes almadan konser boyunca yazışması ve önümdeki beyefendinin bütün performans boyunca yatırımlarını gösteren bir ekrandan yatırımları izlemesi de çabası.
Benzer durumlarının bir çok konser salonunda olduğunu biliyorum…Eğer konsere gittim demek için gidiyorsanız ve siber dünyada arkadaşlarınıza hava atmak istiyorsanız daha kolay yöntemleri var. Nolur hem dinleyenlere hem de söyleyenlere biraz saygı gösterelim…

Share
Nov 28, 2015 - Blog    No Comments

Uçurumda Açan

 

Aşktın sen, kokundan bildim seni,

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu

Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin,

Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku.

 

 

Akıl almaz işleri şu zambakgillerin,

Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin,

Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti,

Baksan uçtan uca Çin Seddi’ni görebilirdin.

 

 

Yanındaki adam mutlaka kardeşindir,

İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir.

Aşktın sen, gidişinden bildim seni,

Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir?

 

Birbirinizi kucaklarken, neye yarar

Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri?

Diyorum çoğunca evli kadınlar

Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar.

 

Bilir misin acaba ne demiş tilki?

Kişi bir anda nasıl çarpılıverir

Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi,

Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri..

 

Ömer ki gölü balığı için değil,

Kamışı için vergilendirdi.

Ama değnek vurulurken zavallı uğruya

Yüzüne ve neresine değmesin derdi?

 

Selam size büyük durumlar, doruk anlar!

Dağ görgüsü kazanır, Ağrı’yı bir kez görse de kişi.

Marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği,

Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar.

 

Belki de biraz geç rastladım sana,

Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza,

1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi?

Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa?

 

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu,

Ağır uykusu aldatılmış olanın

Ve aldatanın delik deşik uykusu.

Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin..

 

Divan, Nazım Hikmet, İkinci Yeni,

Kaç gündür adını düşünüyorum.

Ne demiş uçurumda açan çiçek?

Yurdumsun ey uçurum!

 

Cemal Süreya

( 1931 – 1990 )

 

Share
Pages:«1234567...177»