Jul 4, 2006 - Blog    No Comments

Pervane

Yüksek Sadakat’in bu şarkısını sevmeye başladım. Ancak düşünmeden de edemiyorum. Pervane ve Işık arasındaki aşk benzetmeleri Divan edebiyatımızda dahil çok kullanılmıştır. 21. yy’ın bile hala aralarındaki ilişkinin ilgi çekiciliğini koruması benim ayrıca ilgimi çekiyor.

Bu pervane kelimesinin ışık etrafında dönen küçük kelebek olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. TDK bu kelimeyi şöyle açıklamış:

Geceleri ışık çevresinde dönen küçük kelebek:
“Ötede mum yanıyor bir şeyler dönüyor / Pervaneler art arda ne çabuk ölüyor.”- B. Necatigil.

Aman dönerim aşkının etrafında
Pervaneyim; pervaneyim sana.

Yürüyorum sokaklarda sen evinde uyurken
Saatten haberim yok, belki geç belki erken.
Yürüyorum sokaklarda sen evinde uyurken
Saatten haberim yok, belki geç belki erken.

Kaderin cilvesinden, şarabın öfkesinden
Anladım ki kaçış yok bu aşkın pençesinden

İşten eve dönerken, susayıp su içerken
Her daim aklımdasın; hayat aklıp giderken,
Hayat aklıp giderken, hayat aklıp giderken.

Sen parla ben döneyim aşkının etrafında,
Bir yanıp bir söneyim alacakaranlıkta.
Sen parla ben döneyim aşkının etrafında,
Bir yanıp bir söneyim alacakaranlıkta.

Yürüyorum sokaklarda sen evinde uyurken
Saatten haberim yok, belki geç belki erken.

Kaderin cilvesinden, şarabın öfkesinden
Anladım ki kaçış yok bu aşkın pençesinden

İşten eve dönerken, susayıp su içerken
Her daim aklımdasın; hayat aklıp giderken,
Hayat aklıp giderken, hayat aklıp giderken.

Sen parla ben döneyim aşkının etrafında,
Bir yanıp bir söneyim alacakaranlıkta.
Sen parla ben döneyim aşkının etrafında,
Bir yanıp bir söneyim alacakaranlıkta.

Sen parla ben döneyim aşkının etrafında,
Bir yanıp bir söneyim alacakaranlıkta.
Sen parla ben döneyim aşkının etrafında,
Bir yanıp bir söneyim alacakaranlıkta,
Alacakaranlıkta, alacakaranlıkta, alacakaranlıkta

Share
Jul 3, 2006 - Blog    No Comments

Hayat felsefesi

Medici

Cosimo de Medici, Eflatun’un felsefesi için Floransa’da Academia Platonica‘yı kurmuştur. Cosimo, Latin şair Terentius‘tan naklen şöyle demiş:”Ben insanım, insana ait hiçbir şey bana yabancı değildir.
Tarihçilerin kutbu-Halil İnalcık kitabı’ndan, s. 372.

Hemen buracıkta Mevlana’nın söylediği mealen benzer bir sözü de aktarmak istiyorum.”İnsanın içi orman gibidir. Orman’da ne varsa bende de vardır

Share
Jul 3, 2006 - Blog    No Comments

Yazmak ve konuşmak

Yazmak tarih kadar eski bir olgu olduğunu zannediyorum. Zannediyorum çünkü tarih yazının bulunuşuyla birlikte ortaya çıkıyor. Yazmak benim için zor bir şey, belki oradaki birçok insan için de zor bir süreç. Kuyudan su çekmek, akıntıya karşı yüzmek, rüzgara karşı kum savurmak kadar güç ve yorucu bir maceradır yazmak.. Yazmak tarihe kayıt geçmektir. Silinmeye karşı insan hafızasının nisyan ile malul oluşuna karşı alınmış güya bir tedbirdir. Konuşmak ne kadar tanrısal bir olguysa bence yazmak o kadar insani bir alışkanlıktır. Allah insanı ilk yarattığında Adem’le konuşmamış mıdır? O Adem ki, insanoğlunun atası, ona Allah’tan gelen mesajları tanımlarken biz ‘suhuf’ geldiğini söylüyoruz.

Yanılıyoruz, Allah sözlerle ifade etmiş ve Adem sayfalara denk gelecek şekilde yazmıştır. Yazılmasa sayfalar denilirmiydi hiç! İşte sırf bu yüzden söz ebedidir ve ilahidir diyorum. Halbuki yazı insanoğlu’nun ebedilik iddiasının bir parçasıdır. İnsanoğlu bunu farketmiş olmalı ki; verba volent, scripta manent demiştir. Mealen söz uçar, yazı kalır demiştir.

Share