Posted by TheSaint on Jan 24, 2010 in
Blog
Hoppalaaa nereden çıktı bu ninni demeyin. Biz uyandırmaya çalışıyoruz, sen uyutmaya demeyin ve dinleyin..
Candan Erçetin yeni albümünde ninni diye bir şarkı yapmış… Okumadan Candan mıııııı! da demeyin..
Çocuklara yat oğlum yat demektense daha büyürlerken böyle sözler fısıldamak daha doğru bir karar olabilir.

Uyusunda büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Dertlerini sürüsün ninni
Oğlum kızım uyusun ninni
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde
Çok da uzun olmayan belli bir zaman önce
Çok da uzak olmayan çok güzel diyarın birinde
Bereketi dillerden düşmeyen bir köy varmış
Denizi de bilirmiş dalga bilirmiş bu güzel köyün insanı
Yağmurda yürür karda kayar ama güneşli günleri severmiş
Meze yaparmış bu köylüler iki kadehe tüm acılarını
Böylece birden unutuverirmiş geçmiş dargınlıklarını
Aslına bakacak olursan çok zengnmiş tarlaları
Ama nedeni bilinmez bu köylüler her daim fakir
Yokmuş galiba köydeki kargaların bunda bir etkisi
Böyle gelmiş böyle gidermiş
Ne de olsa alın yazısı
Dayanamamış biri sonunda kargalara baş kaldırmış
Hakkımızı yiyorlar diyip bütün köyü ayaklandırmış
Sonunda başa çıkmış köyü istila eden kargalarla
Ama kendisi de göçüp gitmiş tabii eninde sonunda
Uyusunda büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Dertlerini sürüsün ninni
Oğlum kızım uyusun ninni
Ardından ağlamış köydeki herkes çok uzun yıllarca
Ağlarken ağlarken köy unutmuş kargaları tamamıyla
Üzülüp dövünüp dururken birden övünmeye başlamış
Ancak övünüp durduğu sadece hatıraymış
Günün birinde köyün üstüne kapkara bulutlar yerleşmiş
Kimse bulutları kargaların getirdiğini farketmemiş
Köydekiler yaz yağmurudur gelir geçer zannetmişler
Ama bu kara bulutlar kopacak fırtınanın habercisiymiş
Kargaların çalacağı emekten medet uman bazı kurnazlar
Köylüye ninniler söyleyip apaçık hedef şaşıtmışlar
Soytarısıyla yalancısı bu köyün bir gün gelmiş elele vermiş
Bildik beyaz camın içine girip siyah yalanlar söylemiş
Onların baktığı yerden bütün köy çok aptalmış
Çünkü aptal olmasalar böyle aldanmazlarmış
Değil mi ki bütün köy olana bitene ses çıkarmadan bakmış
O zaman başlarına gelenlere müstehaklarmış
Ah ne güzel ninniymiş bu cehalet
Herkes dalıp uyumuş niyahet
Top atsan uyanmazmış ne rehavet
E benim köyüme ee ee
Aslında köyün akıllısı çokmuş
Alimi dedesi filozofu çokmuş
Var diye bas bas bağırıyorlar ama hiç birinin söz hakkı yokmuş
Çünkü bilene düşünene yazana kargaların itirazı çokmuş
ve onlardan öğrendikleriyle kurnazlar herkesi uyutmuş
Güzel köyüm ne zaman uyanırsın
Bu duruma ne kadar dayanırsın
Sanmaki uyurken kazanırsın
Hadi köyüm ne zaman uyanırsın
Posted by TheSaint on Jan 23, 2010 in
Blog

Yaşadım!
Erik ağaçları şahidimdir
Yıldızlar şahidimdir.
Yaşadım!
Avuçlarımın gücü yettiği kadar
Dağları, kadınları, meyveleri
Yaşadım!
İncirin dallarına yürüyen süt
Yonca tarlasından gelen nefes
Horozun ibiğinden damlayan kan
Yollar ve sevgili türküler şahidimdir.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Posted by TheSaint on Jan 23, 2010 in
Blog

Köpekler korkunun kokusunu aldığı için korkanları takip edermiş..Herşeyin kokusu olur mu? Kokuda bizim duyamadığımız aralıklarda mı, hissedilir..
Peki aşkın kokusu olur mu? ya da aşk’ı bir koku mu başlatır. Ya da kokusuna mı aşık oluruz…Bütün bunları düşünürken birden bu haber karşıma çıktı:
Science Daily’nin internet sitesine göre araştırmada, kadınların her yıl karşı cinsi cezbetmek için parfüm ve losyonlara boşuna milyarlarca dolar harcadığını, kadının doğal kokusunun erkeğin ilgisini çekmek için en iyi yol olabileceğini gösterdi.
Sonuçları Psychological Science dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, Florida Üniversitesinde görevli bilim adamları Paul L. Miller ve Jon K. Maner, hayvanlarda bilinen bu özelliğin insanlar için de geçerli olduğunu ortaya çıkardı.
Yapılan iki ayrı çalışmada, kadınlara menstrüel döngülerinin çeşitli evreleri boyunca 3 gece tişörtler giydirildi ve katılımcı erkeklere, kadın katılımcıların giydiği, bazı erkeklere de kimsenin giymediği tişörtler koklatıldı.
Araştırmada, erkeklerden tişörtleri koklamadan önce ve kokladıktan sonra salya örnekleri alındı, yumurtlama döneminde kadınların giydiği tişörtleri koklayan erkeklerdeki testosteron seviyelerinin, yumurtlama döneminde olmayan ya da kimsenin giymediği tişörtleri koklayan erkeklerinkinden daha yüksek çıktığı tespit edildi.
Bilim adamları ayrıca, erkeklerin tişörtlerdeki kokuları çekiciliğine göre sıralandırırken, yumurtlama dönemindeki kadınlar tarafından giyilenleri en üst sıraya yerleştirdiklerini söyledi. (aa)
Bir de feromonlar var tabii.. Erkeklerin ve kadınların hepsinin kendine ait kokuları var. Ten uyumu dediğimiz yakınlık belki de kokularımzın uyumu da olabilir. Yapılan araştırmaların bazılarında erkek feromonlarını taşıyan giysileri koklayan kadınların periyodlarının düzenlendiği belirtiliyor. Bu aklıma hemen Parfüm filmini getirdi tabii ki..Tom Robbins’in Parfümün Dansı kitabı da yankılandı..
Posted by TheSaint on Jan 23, 2010 in
Blog
Geçen gün gelen yorumlara bakarken Liladreams ismini gördüm. İnsanı bir kimdir acep bu kişi merakı sardığı için sayfasını açmadan duramadım. Açtım ve kimdir diye merak ettiğim için hakkımda sayfasını baktım.
Orada gördüğüm alıntıyı burada sizlerle paylaşmasaydım olmazdı….Evet itiraf ediyorum. Dayanamadım ve buraya yazdım.
“I wanted a perfect ending. Now I’ve learned, the hard way, that some poems don’t rhyme, and some stories don’t have a clear beginning, middle, and end. Life is about not knowing, having to change, taking the moment and making the best of it, without knowing what’s going to happen next. Delicious Ambiguity.”
Gilda Susan Radner
Posted by TheSaint on Jan 16, 2010 in
Blog

“When you love someone, you do not love them all the time in exactly the same way, from moment to moment. It is an impossibility. It is even a lie to pretend to. And yet, this is exactly what most of us demand. We have so little faith in the ebb and flow of life, of love, of relationships. We leap at the flow of time and resist in terror its ebb. We are afraid it will never return. We insist on permanency, on duration, on continuity; when the only continuity possible in life, as in love, is in growth, in fluidity in freedom. The only real security is not owning or possessing, not in demanding or expecting, not in hoping, even. Security in a relationship lies neither in looking back to what it was, nor forward to what it might be, but living in the present and accepting it as it is now. For relationships, too, must be like islands. One must accept them for what they are here and now, within their limits islands surrounded and interrupted by the sea, continuously visited and abandoned by the tides. Once must accept the serenity of the winged life, ebb and flow, of intermittency.”
- Anne Morrow Lindbergh
Not: Yukarıdaki fotoğrafa aşık oldum. Kimin olduğunu bulamadım. Gerçek linki bu‘dur. Ben böyle bir fotoğraf çekersem, deklanşöre bir daha elimi bile sürmem. Son fotoğrafım bu olsa, daha ne isterim.