Posted by TheSaint on Jul 29, 2009 in
Blog

Bir düşün kıyısında
tutuvermişti elimi
Ne özlemişim meğerse
Öylesine hafif,
parmaklarımın ucuyla tutmuştun…
Onu tutarken
hayata tutunmuştum
Geçmişe, geleceğe ve an’a tutunmuştum…
Yel oldum, sel oldum ellerinde…
Rüya genişledi, hülya oldu.
Büyüdüm hayat oldum,
Senin ellerine ben ruhumu verdim…
Uyanmak istemem ben
eğer parmaklarında dolaşacaksa ruhum!
Bir rüya ki koskoca bir ömre değer…
Posted by TheSaint on Jul 28, 2009 in
Blog

Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul’san
Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak pançak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul’san
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı’nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa’dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul’san
Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli ……. eğer beni aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan’i
Zehirleyebilirim
Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite’den
Tophane İskelesi’nde diesel kamyonları sarhoş
Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şöförler
Uykusuz dalgalanıyor
Ulan İstanbul sen misin
Senin ellerin mi bu eller
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Liman liman götüren
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
Neden durmaksızın imdat kıvılcımlari fışkırıyor
Antenlerinden
Neden
Peki İstanbul ya ben
Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
Ya benim kahrım
Ya senin ağrın
Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
Burgu burgu içime boşalttığın
O senin ağrın
O senin
Eğer sen yine İstanbul’san
Yanılmıyorsam
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
Satır satır okumak istediğim
Sen
Eğer yine İstanbul’san
Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
Ulan yine sen kazandın İstanbul
Sen kazandın ben yenildim
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine emrindeyim
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul’san
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylül’ünde birader mirc ve ben
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu
Sana taptık.
Attila İlhan
Posted by TheSaint on Jul 15, 2009 in
Blog
Bu sene de yeni mezunlar verdik.. Hayat arenasına saldık.. Her daim yolları açık olsun ve gönülleri aşkla dolsun!

-Buzulların güzelliğine bakın!
Efendim.. başka ne varmış bakalım!
İnsan ve vücudu bana hep ilginç gelmiştir. Eğer anatomiyi seviyorsanız, lütfen buraya da bakmayı ihmal etmeyin!
İnsan deyip geçmeyin ne insanlar var. Mesela Obama.. 167 gün de ne yaptı diyorsanız.. Bir sürü resmi var. Ancak ben aşağıdaki resmi çok sevdim.

İnsanlardan hayvanlara geçelim. Siz hiç mekanik hayvan gördünüz mü? Benim hem estetik olarak hem de teknik olarak hoşuma gitti.
- Gecenin gündüzle buluştuğu anın fotoğrafları da beni büyüledi..

Bu doğa fotoğraflara kızılötesiyle çekilmiş muhteşem resimleri de burada bulabilirsiniz!
-Su dünyasının ve damlaların fotoğraflarına da bakın!
2009 yılındaki Venedik bienalinin resimlerini de şuradan görebilirsiniz..
Aşağıdaki muhteşem fotoğrafa tıklarsanız da orjinal haline ulaşacaksınız..

Şimdilik benden bu kadar kalın sağlıcakla…
Posted by TheSaint on Jul 7, 2009 in
Blog

Seviyorum susmanı,yokluk gibisin çünkü,
sesim sana varmadan işitiyorsun beni.
havalanıyor gibi gözlerin yerlerinden
ve sanki bir öpüşle kapanmış gibi ağzın yeni.
Benim ruhumla dolu bütün nesneler gibi
yine benim ruhumla yükselirsin her şeyden .
Ruhuma benziyorsun , düş kelebeğimsin benim,
karasevda sözüne benziyorsun tıpkı sen .
Seviyorum susmanı ,uzaklıklar gibisin .
inler gibisin hem de kuğuran kelebeğim.
İşitiyorsun benim sesimi sana varmadan
Senin sessizliğinle ben de susayım derim.
Seninle konuşayım o senin yüzük gibi
yalın sessziliğinde, o lamba gibi parlak ,
gece gibisin sen de sessiz, yıldız içinde
Sessizliğin bir küçük yıldızdır senin,uzak
Seviyorum susmanı, yokluk gibidir çünkü.
Öyle uzak ,acılı ölüp gitmiş gibi sen .
Yeter o zaman bir söz,bir gülümseyiş bile .
Sevinirim ,başka şey yok öyle sevindiren
PABLO NERUDA
Posted by TheSaint on Jul 7, 2009 in
Blog

özledim seni…
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin…
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü…
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
”git artık” demek
”beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa”
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek…
Can Yücel