0

Bir derviş vardı göçtü diyeler (Mahmud Derviş ya da Mahmoud Darwish)

Posted by TheSaint on Aug 16, 2008 in Blog

Filistin’in yüreÄŸinin sesiydi O.. Filistinlilerin Al-Naqba (KarmaÅŸa) diye tabir ettikleri İsrail’in kurulması ve Filistinli Arapların yerlerinden edilmesiyle birlikte ailesiyle birlikte doÄŸduÄŸu köyünü terketmek zorunda kaldı. Henüz 7 yaşındaydı. Bu acı onun kaleminin mürekkebi oldu.  Çocukluktan itibaren ÅŸiirler yazdı. Bu entellektüel ilerleme El İttihad gazetesi ile El Cedid dergisinin yazı iÅŸleri müdürlükleriyle zirveleÅŸti. Åžiirleri ve yazıları nedeniyle bir kez İsrail ordusu tarafından tutuklandı.  1970 yılında İsrail’den sürgün edilince, 2 yıl bir çok Arap ülkesinde dolaÅŸtı.

Mahmud DerviÅŸ’in Türkiye’de de kitapları yayınlandı:

Zeytin Yaprakları (1964),

Filistinli Sevgili (1971),

“Gecenin Sonu, Uzak Bir Sonbahar’ın Hafif YaÄŸmuru, Celile’de KuÅŸlar Ölür, Düğünler, Uykudan Uyanıyor Sevgilim, Yedinci Deneme” .

1982 Eylül’ünde Sabra-Åžatilla’da yaÅŸananların ardından Beyrut Kasidesi’ni yazdı ve bu kaside ile 1984′te de dönemin Sovyetler BirliÄŸi’nde Lenin ödülünü almıştı. Beyrut Kasidesi de Alkım yayınevi tarafından yayınlandı.

DerviÅŸ’in kalbi Filistin’in yarım asırlık macerasına dayanamayınca aramızdan ayrıldı. Ramallah’a gömülen DerviÅŸ’in Mukata karargahındaki devlet cenaze töreninde , yakınları ile Filistin Yönetimi Devlet  BaÅŸkanı Mahmud Abbas, siyasetçiler, Fransa’nın eski BaÅŸbakanı Dominique  de Villepin ile Ürdün Kültür Bakanı Nancy Bakair ile yabancı misyon  temsilcileri, Hristiyan ve Müslüman dini liderler katıldı. Nur içinde yat…
FİLİSTİNLİ SEVGİLİ

Gözlerin bir diken
yüreğe saplanmış,
çıldırasıya sevilen,
işkencesine dayanılamayan.
Gözlerin bir diken,
rüzgârdan koruduğum,
ötesinde acıların, gecelerin,
derinlere sapladığım.
Kandiller yanar ışığınla,
geceler dönüşür sabaha.
Bense unuturum birden,
- göz rastlar rastlamaz göze-,
yaşadığımız bir vakitler
kapının ardında
yanyana.

*
Şakırdın sanki konuşurken.
İsterdim konuşmak ben de.
Dudaklarda hayır mı kalmıştı ki,
O bahar gibi dudaklarda!

Sözlerin
güvercin gibi
yuvamdan
uçtu gitti.
Kapımız,
sonbahar kadar sarı
basamakları ardından
fırladı gitti
canının çektiği yere.
Aynalar oldu paramparça,
yığıldı içimize
acı üstüne acı.
Topladık sesin küllerini
getirdik bir araya.
Böylece söyler olduk
acılı türküsünü yurdumuzun.
Hep birlikte sazın bağrına
ektik bu türküyü,
evlerin damlarına taş fırlatır gibi
fırlattık attık bu türküyü,
alın, dedik,
sancıdan kıvranan kalplere.
Oysa her ÅŸeyi unuttum ben ÅŸimdi.
Ya sen, ya sen, sevgili,
sesini kimselerin bilmediÄŸi!
Belki de gidiÅŸindir senin
ya da susmandır
sazı paslandıran.

*
Dün seni limanda gördüm,
yapayalnız, yolluksuz yolcu.
Bir yetim gibi sana doÄŸru koÅŸuyordum,
arıyordum sanki yaşlı anamı.

Nasıl, nasıl, yemyeşil bir portakal ağacı
kapanır bir hücreye ya da bir limana,
nasıl saklanır gurbet elde
ve yemyeşil kalır?
Yazıyorum not defterime:
Limanda durakaldım…
En dondurucu kış kadar soğuk gözler gibiydi dünya,
doluydu portakal kabuklarıyla ellerimiz.
Ve hep çöl, ve hep çöl, ve hep çöldü ardım.

*
Seni yalçın dağlarda gördüm,
kuzularınla, kovalanan çoban kızı.
Sen benim bahçemdin,yıkıntılar ortasında.
Bendim o yabancı, bendim kapını vuran.
Ey gönül! Ey gönül!
Kapı kalbimin üzerinde yükseliyordu,
pencere, taşlar ve çimento
Kalbimin üzerinde.

*
Seni su testilerinde gördüm,
buğday başaklarında,
yıkık dökük, parça parça, unufak.
Hizmet ederken gördüm gece kulüplerinde,
sancıların şimşeklerinde gördüm ve yaralarda.
Bağrımdan koparılmış ciğer parçası sensin.
Dudaklarıma ses olacak yel sen.
AteÅŸ ve akarsu sensin.
Gördüm seni bir mağaranın ağzında
yetimlerinin çamaşırlarını iplere asarken.

Gördüm sokaklarda seni ve ateş ocaklarında,
kaynayan kanında güneşin.
Ve ahırlarda…
Ve bütün tuzlarında denizin.
Ve kumlarda…
Toprak gibi güzel,
yasemin gibi,
ve çocuklar gibi.

*
Ve ant içerim ki,
bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
“Bir Filistin vardı,
bir Filistin gene var!”

*
Gözleriyle Filistin,
kollardaki, göğüslerdeki dövmelerle Filistin,
adıyla sanıyla Filistin.
Düşlerin Filistin’i ve acıların,
ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin’i,
sözcüklerin ve sessizliÄŸin Filistin’i
ve çığlıkların.
Ölümün ve doÄŸumun Filistin’i,
taşıdım seni eski defterlerimde
ÅŸiirlerimin ateÅŸi gibi.
Kumanya gibi taşıdım seni gezilerimde.
Koyaklarda çağırdım seni bağıra bağıra,
inlettim senin adına koyakları:

Sakının hey
kayaları döve döve şarkımı koparan şimşekten!
Benim gençliğin yüreği!
Benim beyaz kanatlı atlı!
Benim yıkan putları!
Kartalları tepeleyen şiirleri benim eken
tüm sınırlarına Suriye’nin!
Zalim düşmana bağırdım, ey Filistin, senin adına:
“Ölürsem, ey böcekler, vücudumu didik didik edin!”
Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit,
yalnız yılan çıkar zehirli yılanlardan!
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
bir ben,
gençliğin yüreğiyim her daim,
yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.

Mahmud DERVİŞ

Çevirenler : A. KADİR - Süleyman SALOM

 
0

Artık yeni bir enerji bulmak zamanı

Posted by TheSaint on Aug 16, 2008 in Blog

 

Biliyorum hiç tarzım deÄŸildir bu tür yazılar yazmak ama bir yerlerden baÅŸlamak lazım. Türkiye’deki üretmeden tüketme alışkanlığını yavaÅŸ yavaÅŸ terketmemiz gerekiyor. Öncelikle alternatif enerji kaynaklarını sonuna kadar kullanmalıyız. Bu konuda aklıma hemen gelen üç enerji kaynağı var. Rüzgar, GüneÅŸ ve Su…

Åžimdi güneÅŸ enerjisiyle baÅŸlayalım. Antalya’da büyümüş birisi olarak küçüklüğümümde “Günısı” tabirini defalarca duymuÅŸumdur.  Günısı esasında güneÅŸ ışığıyla suyu ısıtan bir sistem ve bu isim de ısıtma sistemleri en çok satan firmanın adı. Ancak Türkiye’de ilk kağıt mendili getirdiÄŸi için Selpak diye anılır, ATM (debit card) kartlarını da İş Bankasının Bankamatik ismiyle kullanırız.

Güneş ışığı Adana, Mersin ve Antalya gibi enerji potansiyeli çok olan yerlerde suyu ısıtmak için kullanılıyor ancak neden elektrik üretmek için kullanılmıyor sanırım. Bu konuda birşeyler yapmalıyız. Melez sistemler geliştirerek son kullanıcıların bu güneş enerjisinden faydalanmasını sağlamalıyız. Söyle bir ev hayal edin, güneş enerjisinden maksimum şekilde faydalanıp elektrik üretiyor ve bu elektriği yettiği kadar kullanıyor, güneş enerjisinin son bulduğu yerde şehir cereyanı devreye giriyor.

Bu konuda evinizin güneşe göre konumunu belirleyerek elektrik üretme potansiyelini hesaplayan bir site buldum. Umarım sizin de işinize yarar.

Son olarak bir fikrim var. GüneydoÄŸu Anadolu’da ekilemeyen birçok arazi var. Bu alanları güneÅŸ enerjisi panelleri yerleÅŸtirererek deÄŸerlendirebiliriz. Evlerin çatılarını fotocell’lerle kaplayıp güneÅŸten maksimum  faydalanmalarını saÄŸlayabiliriz. Bu enerjinin güneydoÄŸu’daki illerin kaderini deÄŸiÅŸtireceÄŸini düşünüyorum.

Copyright © 2008 Serendipity All rights reserved. Theme by Laptop Geek.