0

After The Storm

Posted by TheSaint on Sep 1, 2010 in Blog

Bora bana bu grubu (Mumford & sons) tanıttı. Kim bu Bora diyenler için tek cümleyle kalabalıkların gürültüsünde kendi sessizlik mabedini inşa etmiş birisidir demekle yetineceğim.  Dinleyince geceye eşlik edecek kadar güzel olduğunu düşündüm. Muhteşem sözleri var..Klibini de izlemenizi tavsiye ederim.

And after the storm,
I run and run as the rains come
And I look up, I look up,
on my knees and out of luck,
I look up.

Night has always pushed up day
You must know life to see decay
But I won’t rot, I won’t rot
Not this mind and not this heart,
I won’t rot.

And I took you by the hand
And we stood tall,
And remembered our own land,
What we lived for.

And there will come a time, you’ll see, with no more tears.
And love will not break your heart, but dismiss your fears.
Get over your hill and see what you find there,
With grace in your heart and flowers in your hair.

And now I cling to what I knew
I saw exactly what was true
But oh no more.
That’s why I hold,
That’s why I hold with all I have.
That’s why I hold.

I will die alone and be left there.
Well I guess I’ll just go home,
Oh God knows where.
Because death is just so full and mine so small.
Well I’m scared of what’s behind and what’s before.

And there will come a time, you’ll see, with no more tears.
And love will not break your heart, but dismiss your fears.
Get over your hill and see what you find there,
With grace in your heart and flowers in your hair.

And there will come a time, you’ll see, with no more tears.
And love will not break your heart, but dismiss your fears.
Get over your hill and see what you find there,
With grace in your heart and flowers in your hair.

Tags: , , , , , , , ,

 
0

Yaşamak Umrumdadır

Posted by TheSaint on Aug 27, 2010 in Blog

Sabah şairin üstüne saldırıyor
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan sıyrılıyor
aşk dahi sıyrılıyor topraktan
gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri
beyni: aç kuşlardan bir ambar.
Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
Allah’ın ve devletin dibinde insanlar
onu barutla karıştırıyor
ve zerdali çiçekleriyle.
Ahali kapısını taşlıyor onun
onun için develer kesiyor halk
aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi
topraktan sıyrılıyor.

Ben
topraktan sıyrılıyorum
buğular
ve aşiret rüzgarları kanımda.
Arklardan gece vakti sular
kaç zaman ayaklarıma
yaslı bir selam gibi dokundu
kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
dedim rahmet yağar ben yürürken
gece benim ardımda
taşıdım kara gençliğimi dağların damarında
hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya
beynimde hep manalı bir uçurum.

Benim hayranlığımdan inlerdi şehir
ben atlara ve uzaklar hayrandım
kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar
ansızın patlak verirdi baharda.
Dudaklarımda çürükler vardı
dağ çiçeklerinden ötürü.
Irmaklara salardım kendimi
ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya
bana hain sevgilimdi.

Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan
beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
Yürüsem rahmet boşanacak.
ve sana bir karşılık vereceğim

Sana bir karşılık vereceğim
toprağı deşen boğuk sesimle
sana bir karşılık vereceğim
amansız kum fırtınası altında
sana bir karşılık vereceğim
birbiri üstüne yığılırken günler
ey taşan suların imkanı
ey taşan suların bekareti sana
bir karşılık vereceğim.

(1967)

İsmet Özel

 
0

Bir şey söyleyeceğim başka bir şey anlaşılacak…

Posted by TheSaint on Aug 26, 2010 in Blog

Şimdi  bilenler bir zahmet resmin üzerindeki yazıyı okusun… Ben şimdi İngiliz vatandaşı olmak istiyorum desem kesin birisi fi tarihinde önüme çıkarır:

- Bu gavur herif İngiliz olmak istemişti zaten! diye linç eylemine girişirler.

Yukarıdaki ve aşağıdaki resimler İngilizler’in yeni kullanmaya başlayacağı pasaportlarına ait. Lütfen bizim yeni kullanmaya başladığımız pasaportla karşılaştırmayın, moraliniz bozulabilir.

Kaynak

Tags: , , , , , , , ,

 
0

Defter’in sahibi

Posted by TheSaint on Aug 26, 2010 in Blog

Kısa kısa birikenleri aktarayım istedim.

Kırtasiye hayatım boyunca beni etkilemiş sektörlerden birisidir. Bütün bunlar benim varlığımla anlam kazanıyor ama yine de kağıt, kurşun kalem, dolmakalem, mürekkep, silgi ve bunların etrafındaki herşey benim için önem taşıyor. Maalesef ülkemizde hem kağıt hem dolmakalem piyasası oldukça kısıtlı. Benim gibi dinazor olanlar okulun başladığı haftalarda meteksan defteri aradığımızı hatırlayacaklardır. Ancak ümit verici gelişmelerin olduğunu siz de biliyorsunuzdur. Ülkemizde moleskin’in moda olarak ya da imaj tamamlayıcı olarak kullanılmaya başlanılmasından bu yana yurtdışından farklı firmalar geldiler. Paperback, Clairefontaine, Rhodia, Ciak, Teneues bu isimlerden bazıları. Takip edebildiğim kadarıyla bu defterlerin en büyük problemi  kağıt kalitesi yüzünden sayfalarında dolmakalem mürekkeplerinin yayılması ya da arka sayfaya geçmesine izin vermesidir. Boyut kullanım ve şekiller konusunda bir çok gelişme olduğu açıktır. Mesela bu günlerde noktalı defterler hızla yayılmaya başladı. Türk halkının moleskine’e verdiği paraların heyecanlandırdığı tüccarlarımız ufak ufak kağıt ve defter piyasasını hareketlendiler. Meselea Deffter, Ece bunlardan sadece ikisidir. Ayrıca el yapımı defterlerimizden de buyurun!

Neyse kısa yazacaktım ya.. Bendeniz Remzi kitapevinden Teneues defterlerinden aldım. Kullanmaya başladığım ilk haftada defterin lastiği koptu. Bu defterlerin belirgin bir iki özelliği var. Birincisi sayfaların ön yüzleri çizgili ve arkaları boş bırakılmış. İkincisi kağıdının güzel olmakla birlikte mürekkebi arka tarafa geçiriyor.  Bu defterin muhteşemliği ise firmasının kalitesinden geliyor. Ben bu firmaya defterimin lastiğinin koptuğunu belirten bir mektup yazdım. Firma bana hızlı bir şekilde cevap verdi. Benden kopan lastiğin resimlerini istedi. Resimlerimi alır almaz bana binbir özürle yeni bir defter gönderdiler. Aynı problem Moleskine’de olsa muhatap bulabilir miyiz emin değilim.

İstanbul’da top ten kırtasiyeler listesinde görüşmek üzere… bol kağıtlı ve kalemli günler dilerim.

Tags: , , , , , , , , ,

 
2

Mühendisler ve sayılar

Posted by TheSaint on Aug 23, 2010 in Blog

Esas suç Osmanlı’nın ! Belki abartıp Avrupa’lı devletlerin demeliyiz…Hikaye şu…Modernleşmeyle birlikte teknolojik yenilikler yüzünden Osmanlı, devletler rekabetinde geride kaldı. Bu geri kalmışlığı atlatmanın yolunun teknolojik yenilenme olduğunda emin olan rical (devlet adamları) bir çözüm buldular: Hendese..

Nedir hendese?

“Farsça,. Andaâhten veya Andazidan fiil kökünden geliyor. Büyüklük, ölçü anlamına gelen ve geometri yerine de kullanılmış olan Andaze ismi de bu fiil kökünden gelmektedir. Arablar Andaze’nin başına ‘h’ harfi getirerek “hendese” sözcüğünü yapmışlar. Hendese sözcüğünden de mühendis sözcüğünü türetmişlerdir. Arablar geometri ilmi ile uğraşanlara “el-mühendis” adını verdiler ” (“Mühendislik, Teknoloji ve Tarih” , Mimar ve Mühendis Dergisi,Sayı:30, Sayfa: 6-14, 2001, İstanbul)

Evet, Osmanlı askerlerden mühendisler yetiştirmeye başladı. Bu ülkenin ilk batılı eğitim gören insanları mühendishane-i berr-i hümayun ve mühendishane-i bahri hümayun’dan mezun oldular. Keşke olmaz olsalardı diyeceğim ama dilim varmıyor.

Tabii bu gelenek Cumhuriyet’in kuruculularıyla günümüze kadar taşındı. Bu gün herkes mühendis olmak istiyor. Siz hiç aşçı olmak isteyen bir çocuk gördünüz mü? Eğer duyduysanız bana da haber verin. Ülkemizin sayılı ve değerli liseleri de yetiştirdikleri mühendislerle övünür..

Daha acı olan ise bu liselerden mezun olup mühendis olmayanlar her daim aşağılanmaya mecburdur. Hatta bu ülkede mühendis olmayana kafası çalışmayan olarak bakılır. Ne var ki ülkemizdeki bu zeki(!) insanlar öyle bir eğitim sürecinden geçerler ki bütün zihni esneklikleri neredeyse yok edilir. En azından bazıları mesleklerinin ve sayıların faşizmi içinde var olurlar. Çoğunluğu da araştırma yapmak ya da teknolojiler geliştirmek yerine pazarlamacılık yaparlar.

Sayısal olarak kayda değer bir bölümü de kitap yazar, araştırmalar yapar, bir müzik aleti çalar, resim yapar, vs. vs..

Bana sorarsanız ülkemizin çektiklerinin temelindeki bu zihniyet var. Mühendis iktidarların geliştirdiği politikaların ucu toplum mühendisliği yapmaya kadar gitti.

Ben mühendislere karşı değilim.. Ben dünyanın onların etrafında dönüyor olduğunu zannetmelerine karşıyım. Ben insanları bir yana koyup herşeyi istedikleri gibi yönlendirebileceklerine inanmalarına karşıyım.

Esasında ben insana saygı göstermeyen insanlara karşıyım…

Not: Sonradan aklıma geldi. Şimdi orada birileri benim için, kedi ulaşamadığı ciğere murdar der demesin diye söyleyeyim istedim. Ben mühendis olmak istemediğim için mühendis değilim. Yoksa matematik ve fen netlerim yetmediği için değil!

Copyright © 2010 Serendipity All rights reserved. Theme by Laptop Geek.